Özgür Açılım

   

“5 no’lu cezaevi” Belgeseli Üzerine…

15 Aralık 2009 16:09 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 198

Esra Aydın

Diyarbakır 5 no’lu cezaevi ile ilgili okuduğum ilk kitap, cezaevinde yaşadıklarını müstear ismi ile anlatan bir üniversite öğrencisi tarafından yazılmıştı. Kitabın basımı doğduğum yıla tekabul ediyordu. Kitabı ilk tanıyışım/okuyuşum ise basımdan yaklaşık 20 yıl sonraydı. Yaşamın ilerisinde miyim yoksa gerisinde miyim kavrayamadım. Birkaç yıl öncesinde kadar bu konu ile ilgili kitap ve dergilerim kitaplığımda ters dururdu. Her yerde ağza alınmazdı diyarbakır 5 no’lu. Zaten “insanlık dışı uygulamaların olması onu ağza anılmız, inanılmaz kılıyordu. Dolayısıyla konuşmanın kendisi anlamsız kalıyordu…

Fakat Allah günleri aramızda döndürüyor. Şimdi konuşurken susturmak ayıplanıyor. Son dönem nostaljik dizi furyası ve sözünü perdede nasıl söyleyeceğini artık bilen yönetmenlerin vesilesi ile güneş üzerindeki balçık/pislik temizlendi. Şimdi yalnızca şaşkınlık kaldı…

Hülasa 8 Aralık günü Çayan Demirel’in “5 no’lu cezaevi” belgeseli Tarık Zafer Tuna’ya Kültür Merkezinde bir festival dahilinde gösterildi. Katılım yoğundu. Birçok kişi ayakta izlemek zorunda kaldı. Salonda belgeselin yönetmeni ve kendileri ile röportaj yapılan, diyarbakır cezaevi cehenneminden sağ olarak kurtulabilen bazı eski tutukluların bulunması belgeseli daha canlı kıldı gözlerimizde. Sonra gözlerimize inanamadık…

Nizamettin Arınc’a ait olduğunu zannettiğim bir stran(türkü/ağıt) eşliğinde, karlı dağların eteğinde güvercinlerin strana uyumlu gösterileri ile başladı belgesel. Sonra gözü yaşlı röportajlar, boşaltılmış Diyarbakır 5 no’lu cezaevi görüntüleriyle devam etti. Ara ara röportaj yapılan kişilerce seslendirilen birkaç strana yer verildi. Bu stranbêjlerden biri de 2 Aralık günü İstanbul’dan Cizreliler Derneği’nde ilginç bir şekilde öldürülen Selim Dündar’dı. Diğer 3 arkadaşı ile kendisini yakarak bir eylem ortaya koyan arkadaşı Ferhat’ın kendisine son olarak “wî stranê bêje” (o türküyü söyle) dediğini sık sık yutkunarak ve sonunda ağlayarak anlatıyordu. Selim Dindar kendisinin ‘o türkü’yü söylerken gülümseyen Ferhat’ın yüzünden et parçalarının döküldüğü anları yaşıyor gibiydi.

Açlık grevinde yitirilen Cemal Arat’ın annesi Sakine Arat’ın dik duruşu ile anlattıkları ise mücadelenin gücü ve onurunu sinemin derinliklerine çok daha kuvvetli işletti. Cemal’in dışında diğer oğullarını da kaybeden bu anne ağlamamanın önemini anlatıyordu. Oğlu Cemal ondan son olarak ağlamamasını, arkasından “Cemal’in anasını ağlattık” dedirtmemesini istemiş çünkü…

Yine belgeselde sıkça cezaevindeki işkencelerin çizim ile anlatıldığı görüntülere yer veriliyordu. Ve şimdi de yazının gidişatına bakınca sanki sıra yapılan işkence çeşitlerini anlatmaya gelmiş gibi. Ama bunu yapıp onların acılarını kelimelerim gibi basitleştirmeyeceğim… Şimdi susup vicdan borcumu nasıl ödeyeceğimi düşüneceğim…

Benzer Yazılar

DeliciousDesign BumpFacebookDiggDesign FloatMixxRSS FeedStumbleUponTechnoratiTwitterGoogleLinkedIn

Yorum Ekle

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    EA4EA5EA6EA1EA1EA1semih kaplanoğlu----semih kaplanoğlu--semih kaplanoğlu-semih kaplanoğlu54