19 Haziran ders notları: İslam’da adaletin 3 boyutu

Haz 20, 2011 by

Sema Erdoğan


Selamunaleyküm

Dünkü pazar dersimizde İslam’a göre yönetimde, ticarette ve şahitlikte adalet kavramını ayetlerle ele aldık.

 

Öncelikle Ayşenur yargı ve yönetimde adaletten bahsetti.

“Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

 

“Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

 

“Allah’ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu? Bunları acıklı bir azapla müjdele!”

 

“Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.”

 

Bu ayetler etrafında yöneticide olması gereken vasıflar konuşuldu.

adil dahi olsalar gayrimüslim olanların yönetici olamayacağından söz edildi.

İslam dairesindeki gayrimüslimlerin kendi kitaplarına göre yargılanmasından; kendi aralarında ‘çözemeyecekleri’ konularda islam hukukunun devreye gireceğinden bahsedildi.

 

[Ayşenur'un kendi notları:

Adalet; dengeli davranmak, düzeltmek, bir hakkı sahibine vermek demektir. Bu kavramın içinde insaf, hakkaniyet, istikamet mânâları da vardır. Dolayısıyla adaletli davranmak, bir şeyi, bir işi hakkaniyet ve insaf ölçülerine göre yapmak demektir.

 

Yargıda adalet : Hak ve adaletin tesis edileceği yerlerden biri yargıda adalettir. Adaletle hüküm vermenin tek yolu ise Allah’ın emri ile hükmetmektir. Maide sûresi 49. Ayette Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın sana indirdiği ahkâm ile hükmet!" Hz. Muhammed de bu ayetle ilgili olarak “Kuranla hükmeden adaletle hükmeder.” yorumunu yapmıştır.

Hüküm verirken adil olmak hassas bir konu olduğu gibi oldukça özen gösterilmelidir. Çünkü hükmü veren insan olduğu için yanlış hüküm verme olasılığı bulunmaktadır. Adalet konusunda her daim çok titiz davranan Peygamber Efendimiz (s.a.s.) "Ben ancak bir beşerim. Sizden davalılar bana geldiğinde bazınız delil getirmede diğerinden daha becerikli olabilir. Ben de doğru söylüyor zannıyla onun lehinde hüküm verebilirim. Şu halde sizin ifadenize göre bir kimseye mü'min kardeşinin hakkını alıp verirsem, onu ister alsın isterse bıraksın bu, cehennemden bir parçadır." (Buharî, Mezalim 16) sözleriyle bu konuda sahabeyi uyarmıştır. Davalarda adaletle hükmetmede hâkimleri en çok zorda bırakan hususlardan biri de davalı veya davacıların makam, mansıp, mal ve itibar sahibi kimseler olmasıdır. Çünkü statüler hükmedeni baskı altına bırakabilir. Bu mevzu ile ilgili Allah Nisa Suresi 135. Ayette şöyle buyurmaktadır:

"Siz ey imana ermiş olanlar! Sizin anne babanızın ye akrabalarınızın aleyhine de olsa Allah rızası için hakikate şahitlik yaparak adaleti gözetmeye azmedin. O kişi zengin de olsa, fakir de olsa, Allah'ın hakkı onların her birinin önüne geçer, öyleyse kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki, adaletten uzaklaşmayasınız çünkü eğer (hakikati) çarpıtırsanız bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır."

Yargıda adaleti yerine getirmede statülere itibar etmemenin en güzel örneğini de Hz. Muhammed göstermiştir. Kureyş'ten hırsızlık yapan soylu bir kadına hak ettiği cezanın uygulanmamasını isteyen ailesi, Efendimiz'in çok sevdiği Hz. Üsame'yi (r.a.) aracı göndermişlerdir. Bunun üzerine Peygamberimiz bu aracılığı reddetmiş ve şöyle söylemiştir: "İsrailoğulları, haksızlık yapmaları yüzünden helâk oldular. Bunlar fakirler üzerinde en şiddetli cezaları tatbik eder, nüfuzlu ve zengin olanları cezadan muaf tutarlardı. Vallahi Muhammed'in kızı Fatıma da aynı işi yapsa elini keserdim." (Müslim, Hudud 11) Allah Resûlü'nün "Kızım Fatıma dahi yapsa elini keserdim." demesi, sosyal statüsü yüksek olanlara cezai işlemlerin uygulanmayıp sadece zayıflara uygulanmasını içtimaî çöküşün sebebi olarak görmesindendir.

Allah yeryüzünde adaleti sağlama görevini müminlere vermiş ve Araf suresi 181. ayette şöyle buyurmuştur: "Yarattıklarımız arasında (başkalarına) doğru yolu gösteren ve onun ışığında adaletle davranan insanlar vardır" Bu ayetten anlaşılmaktadır ki Allah’ın yeryüzünde bıraktığı tüm emanetlerin koruyuculuğunu adaletle yapacak olanlar vardır.Allah bunun müjdesini vermiştir. Adaletin koruyuculuğunu yapanlar ise Kuran’ı hayatınım merkezine almış, Tevhid ile yaşayan, Allah’ın hükmüyle adalet eden İslam ümmetinden olacaktır. Allah adaletini İslam ümmetinin eliyle tecelli ettirecektir.]

 

Daha sonra Ammar ayetlerde sık sık adaletle birlikte anılan şahitlik konusunu ele aldı. Kur’an’da geçen anlamlarıyla şahitliğin yalnızca hukuki bir tanıklık değil; insanın varoluşuna, yaşamın kendisine tanıklık eden bir anlama sahip olduğundan söz edildi.

 

“Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ’be’yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber’in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah’ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.”

 

“Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah’ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.”

 

“Ey Rabbimiz, senin indirdiğine iman ettik, o peygambere de uyduk. Artık bizi şahidlerle beraber yaz.”

 

Son olarak Tuba Şuayb aleyhisselam’ın kıssası üzerinden ticarette ve sosyal hayatta adaletten bahsetti.

 

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.
Eğer mümin iseniz Allah’ın (helâlinden) bıraktığı (kâr) sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim.
Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!”

Zengin ile yoksul arasındaki adaletin sağlanması için üzerimize düşenlerden, müslüman zengin ve müslüman yoksulların özelliklerinden bahsettik.

 

Bizler her şartta adaleti yaşamak ve uygulamakla mükellefiz.

Toplumun ifsada uğraması insan ile insan ve insan ile doğa arasındaki dengenin adaletsiz bir şekilde işlemesiyle gerçekleşir.

O halde müslümanlara düşen görev; nefsinin emir ve arzularını değil, hakk’ı önceleyerek adaletle şahitlik etmek ve yine adaletle hüküm vermektir!

 

Selam, Rabbi için yaşayan adalet sahiplerinin üzerine olsun.

 

 

Related Posts

Share This

Leave a Comment