Özgür Açılım Platformu

   

Sade(ce) Yaşam

31 Ekim 2009 18:53

Yazan: Zeynep Pekiner

Duvarın kenarından izlemekteyim tek gözümle az ileride olanları. Ve o tek gözümün gördüğü, az kişinin görmeye cesaret ettiği, çok az kişinin de söylemeye cesaret edebildiği bir şeyi anlatacağım size. Kalabalık caddeler. Lüks restoranlar. İndirimler. Şok kampanyalar! Ve iştahla bunlara girip çıkan insanlar! Hatta insanı mal yerine koyup kandırmaları yok mu?.. Adam gibi yapıştırmaz etiketi nedir 4.99 ytl’dir! Hımm 5 ytl’den daha ucuz! Hadi oradan!

Kafa bulandıran bir o kadar da mide bulandıran medya! Şaşırıyorum… ‘Tüketim çılgınlığı’ başlığı altında birçok yazı okumuşsunuzdur dergilerde. Çoğu da samimiyetsiz kişilerin yazdığı, büyük puntolarla önemsenmesi gerek havasını veren (ki o yazıyı kaleme alanın bile teneffüs edemediği bir hava), lakin o yazıyı yazarken süpermarketteki indirim günü dolayısıyla ağzına kadar doldurduğu poşetlerle ekonomik alışveriş yaptığını zanneden budalalardır birçoğu. Bu tip yazılarda ben hiç ‘tüketme, değiştir’ yazısına da rastlamış değilim. Ya da vardır da bunlar büyük puntolarla basılmaya cesaret edilemiyordur. Eh dergi arkasında sponsor olan X firmasının patronu reklam desteğini keser sonra maazallah! Tüketme ama tüket gibi saçma bir ironi vardır bunlarda(sözüm ona ki samimiyetsiz yazarlardır) Ah şu kendini ‘çağdaş’ olarak niteleyen insanların çılgınlığı! İhtiyacını karşılayana kadar değil de doyana kadar yemek yer insanlar. Tokluk yorgunluktur. Ama kaç kişi yorgun olduğunun farkındadır? Ne zaman öleceğini bilmeyen, ortalama en fazla 70-80 yıl ömürlü şu insanoğlunun daha çok para kazanma telaşı ne kadar da anlamsızdır.
Devamını Oku »

A’raf…!

30 Ekim 2009 01:34

Adınla Ey Rahman…

Ve kendilerine beyyineler (apaçık deliller) geldikten sonra, fırkalara ayrılıp ihtilafa düşenler gibi olmayın! Onlar için kıyamet günü elim bir azap vardır.

Meçhuldeyim, gidip geliyorum
Rüzgarlar yoldaşım, her esintiye kapılıyor aciz yüreğim…
Herkes haklı zira herkesin içinde olduğu fanus farklı
Biliyorum ama her zamanki gibi emin değilim!

Arıyorum, sorular soruyorum halden anlayan anlamayana
Her kapıda bir bekleyiş, bir umut Hakk’a dair,
Sancılı da olsa duyulası cevaplar bekliyorum
Bir adayışla ve bir adanışla bağlanmak hayata…
Dindirebilmek için içimdeki feryadı medet umuyorum

“nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? “
“Onca soruyu, tefrikayı aşıp sımsıkı tutunabilmek kolay mı bu kadar?”
“Cümlelerin nasıl bu kadar net?
“Sözlerinin imzası kimin???”

Körü körüne bağlanırken sevdiklerim batıla
Ben, apaçık Hakk’ı bulamıyorum…!

Rahman kadar yakın,
Kerbela kadar uzak!
Devamını Oku »

Özgürlük Üzerine

29 Ekim 2009 23:44

Yazan: Adnan Akanyine de uzanmalıyız 1

Özgürlük ahlakın temel kavramıdır. Bunun en önemli nedeni iyi ile kötü arasında özgürce seçim yapamayan kişiyi eyleminden ahlaken sorumlu tutmanın mümkün olmamasıdır. Özgürlük bundan dolayıdır ki insanın kendi tercihlerine, iradesinin buyruklarına göre eylemde bulunulması durumunu tanımlar. O, kişinin var olan alternatif eylem tarzları arasında bir seçim yapabilme gücünü ifade eder.

Negatif özgürlük ya da Serbestlik:

Etik’te olumsuz özgürlük olarak da bilinen negatif özgürlük anlayışına göre, insan başka bir kimse, grup ya da gücün müdahalesinden uzak olduğu zaman özgürdür, yani onun davranışına getirilen bir kısıtlamanın olmaması onun özgürlüğünü meydana getiren en önemli şeydir. Negatif özgürlüğü kabaca bireyin tüm arzu ve isteklerini herhangi bir engel olmaksızın yapabilmesi olarak tanımlayabiliriz.

Negatif özgürlük anlayışı genel olarak T.Hobbes, J.S.Mill, B.Russel gibi İngiliz liberal ve deneyimci düşünürlerle Stirner gibi aşırı bireyci anarşistler tarafından savunulmuştur. Hobbes’e göre insanın kendi amaçlı eylem tarzı nehir yatağında serbestçe akan suyun hareketine benzer şekilde dış baskı, engel, kısıtlama ve müdahelelerden bağımsız bir biçimde kendiliğinden olduğu zaman o özgür olmak durumdadır. Aynı şekilde sonraki deneyimci düşünürlere göre de özgürlük özü gereği negatif bir şey olup eylemlere getirilecek dış engelin olmamasını, kişinin kendi istek ve arzularına göre yaşamasını ifade eder. Öyle ki Stirner bir bireyin düşünmesi gerektiği yegane olgunun bizatihi kendi benciliği olduğunu dile getirir.
Devamını Oku »

Her şey dahil gerçekler, bütün samimiyetiyle yer alıyor filmde. Köyde, ilk okulda, bir sınıfta, çocuklar etrafında geçiyor İki Dil Bir Bavul.

Olacak iş değil dersin, şayet olay Türkiye’de geçiyorsa sözünü geri alırsın: Olur kardeşim, olmadı; olduğu kadar artık!

Öğretmen olmuş gencecik bir çocuk, ilk görev yerine, uzak mı uzak bir köye gelir, elinde bir bavul. Annesinden ve şehrinden ayrılmıştır. Okula varır, elindeki anahtarlarla okulu açar, kendisini ‘börtü böcek’ karşılar. Su yoktur ama elektrik vardır, kesilmezse. Bu, ‘beklenenden’ de beklenmedik karşılamadan sonra öğretmenimiz, yürek dolusu hevesle öğrencilerini beklemeye başlar. Günler geçer, gelen giden olmaz. Gidip tek tek evlerden toplar öğrencilerini, eğitim öğretim yılını açar, film de zaten orda başlar!

Çocuklar tek kelime Türkçe bilmemekte, öğretmen tek kelime Kürtçe.. Burası fazlasıyla kürt köyüdür, Türk Devleti ve öğretmeninden başka yabancısı da yoktur.

Film bildiğimiz filmlerden değil. Dahası bir film mi yoksa belgesel mi, tam olarak, belli değil. İkisinden harmanlanmış lezzetli bir sos diyelim. Tıpkı Türk ve Kürt, bu ilk büyük işi kotarmış iki gencin yönetmenliği gibi.

Seyretmeyenler adından anlarlar ki iki dil ve dolayısıyla iki dünya var bu sine’masalda. Ancak seyredenler anlayacaklar ki iki dil daha yer alıyor hikayenin altında. Biri iyiliğin evrensel dili diğeri söz konusu zaman ve mekanda ‘kötülüğün’ dili.
Devamını Oku »

Yazan: Ammar Kılıç

Film kısaca, 1993 yılında Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir dağ karakolunda muvazzaf 40 erden oluşan bir timi anlatıyor. İçinde yaşadıkları ruhsal atmosferi, çatışma sahneleriyle zenginleştirerek 90’lı yılların puslu havasını perdeye taşımaya çalışıyor. Teknik olarak çarpıcı, hareketli ve kaliteli sahneler taşıdığını söyleyebiliriz.

Nefes filmi, Uzak İhtimal’le birlikte Ekim ayına damgasını vuran ikinci Türk filmiydi. Reklamı televizyonlarda iyi yapıldı ki izleyici sayısında ciddi bir fazlalık vardı. Terör sorunu üzerine ülkemizde çekilmiş film sayısı az; dolayısıyla birçok insan gibi bende de soruna ışık tutabilecek bir film olabilir mi sorusu belirdi. Ayrılıkçı tutumları ayaklar altına alabilen bir “asker” filmi izleyebileceğimi umdum.

Yanılmışım. Filmin genel karakteri statükoya sadakati öğütlemekten başka bir şey yapmıyordu. Filmi izlerken notlar aldım, dikkatli bir gözle izlemeye çalıştım. Bilinçsiz ve içi boş bir tepki göstermek istemedim.

Ali Murat Güven’in filmle ilgili söyledikleri bende şok etkisi yarattı. Filmin ufak tefek teknik unsurdan oluşan hatalarını bir kenara koyarsak eksiksiz bir yapım olduğundan bahsediyor, kendi askerliğini de o dönemde yaptığını hatırlatarak, filmi izlerken duygularının kabardığını filan söylüyordu. Hatta bu film, “kirli savaşın yitik evlatlarına gecikmiş bir saygı gösterisi”ydi.
Devamını Oku »

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    DSC_0768DSC_0715DSC_0846DSC_0873c1DSC_0174DSC_0124DSC_0085DSC_0147DSC_0186DSC_0156DSC_0169