Bu ülkeyi Osmanlı’nın son dönemlerinden beri krize sokan darbeler tarihi tartışılırken, Zarakolu’ndan bir fıkra; “güle güle oturun paşam!”
Kevser Çakır
Özgür Açılım Platformu ve Sosyal Bilimler Kulübü, 26 Şubat’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü’nde “Türkiye’de Darbeler Tarihi” başlığıyla bir panel gerçekleştirdi. Yoğun bir katılımın olduğu programın konukları; Sibel Eraslan ve Ragıp Zarakolu idi.
Oturum başkanı Tuba Metin 28 Şubat Darbesi yıldönümüne iki gün kala hazırlanan bu programın öneminden bahsettikten sonra sözü ilk önce Ragıp Zarakolu’na bıraktı. Zarakolu, “bu konu çok ağır bir konu belki haftalarca tartışsak bitmeyebilir. Lakin, Türk Darbeler Tarihi Türkiye Tarihi gibi bir şeydir” diyerek sözlerine başladıktan sonra şu şekilde devam etti;
Devamını Oku »
“Habil ve Kabil, tarihin başlangıcından bu yana süre gelen savaşın adı… Habil kanadı, güçten düşürülmüş mahkum kanat; insan toplumlarına egemen mülkiyet düzeni olan Kabil şirk düzeninin esiri ve tarihin öldürülmüş kesimi durumundaki halk. Bu savaş, Kabil’in bayrağının nesilden nesile egemen sınıfların ve Habil’in kanının diyet ve çağrısının da nesilden nesile mirasçılarının -adalet, özgürlük ve gerçek iman yolunda savaşım veren mahkum halkın- eline geçtiği tarihin bitmeyen savaşıdır. Bu savaş, bütün dönemlerde, her çağda bir başka biçimde sürüp gitmektedir. Tarih boyunca Habil’in safında olan ezilenler (mustazaflar), Kabili düzen tarafından sürekli olarak hor görülmüş ve insanca yaşamdan mahrum kılınarak köleleştirilmeye çalışılmışlardır.
Nicedir gitmek, görmek istediğim Filistinli mültecilerin yaşadığı kampları hayal ediyordum. Yurtlarından ayrılmak durumunda bırakılan bu insanlar nerelerde yaşıyor ve ne yapıyorlardı? Sorularım gün geçtikçe yoğunlaşıyordu. Siyaset Bilimi okumanın yönlendirici bir tarafı vardır. Sizi bir tarafa taraf kılar, siz bir siyasi düşüncenin tarafı olmak zorunda olursunuz. Küçüklükten ümmete taraf olduğumuz için olsa gerek çok zor olmadı bu seçim. Ne var ki, kendi tarafımızı dahi iyi tanımıyorduk daha… Bu da merakımı arttırıyordu. Bir bitiriş projesi seçtim kendime, konusu “Filistinli Mülteciler” olacaktı. Böylece yurtlarından zorla sürgün edilen Filistinlilerin, yolculuk hikâyelerini ve hicret ettikleri topraklarda karşılaştıkları olumlu ve olumsuz olayları en yalın haliyle ifade etmeleri sağlanacak ve biz uzaktakiler de yaşananları bire bir yaşayanlardan duyma imkânı bulacaktık. En nihayetinde de belgesel olacaktı bunun adı… Bu soruları çözmek için bir okul tatilini fırsat bildim. Yakın arkadaşlarım olan Fatma ve Rukiye ile konuştuk ve nihayetinde bu proje üzerinde birlikte çalışmaya karar verdik. Ve yola çıkmak için başladı hazırlıklar… Önce İHH ve Özgür-Der ile istişare ettik, gerekli izinlerin alınması ve ilişkilerin kurulması sağlandı. Sonra biletler ve gün ayarlandı. Kısa süren bir koşuşturmaca sonunda gitmek için hazırdık.
Özgür Açılım Platformu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü’nde “Tevhid İnancı Ve Sosyal Yaşam” başlığıyla bir söyleşi gerçekleştirildi. Yoğun bir katılımın olduğu programın konuğu sosyolog Abdurrahman Arslan’dı.












