Adalet ve İnsanca Yaşam İçin Omuz Omuza…

Ara 16, 2009 by

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. (Maide–8)

Ülkemizin  keder, zulüm ve acıyla yüklü sokaklarından yükselen seslerine kulak verdiğimizde insanca yaşamdan mahrum bırakılmış yığınların kâh hüzün dolu kâh umut yüklü feryatlarıyla karşılaşırız tıpkı gözlerimizin önündeki perdeyi kaldırarak insanları gözlemlediğimizde barakalarda yaşanan trajedilerle, fabrika ve tarlalarda süreduran sömürüyle, üniversitelerde yaşanaduran başörtüsü zulmüyle  ve özellikle de  Kürt yurttaşlarımıza (son zamanlarda daha da artan ve şiddetlenen) yönelik infaz ve katliamlarla karşılaşacağımız gibi.

Bir acı: ismi Ceylan Önkol’dur, Uğur Kaymaz’dır, Aydın Erdem’dir, Alaattin Karadaş’dır, Ecenur Özel’dir, Serap Eserdir, Sevgi Engindir, Erdal Eren’dir, Güler Zere’dir, Engin Ceber’dir, Dersim’dir, Piran’dır, Agiri’dir…

Bir zulüm: adı başörtüsünden ötürü uzaklaştırmaktır, sürgün etmektir, işten atmaktır, yaralı bir halde infaz etmektir, havan topuyla paramparça etmektir, babasıyla birlikte oğlunu katletmektir,19 Aralık Katliamıdır, halkların çatışması için yakmaktır, yıkmaktır…

Acıya ve zulme dair bu haykırışlarla birlikte, şu an içerisinde bulunduğumuz İnsan Hakları Haftası’nda 2009 Yılının genel bir değerlendirmesini yaptığımızda içler acısı bir manzarayla karşılaşırız:

‘Güvenlik güçlerinin şiddetinde önceki yıllara oranla hiçbir azalma olmamıştır. 1 Aralık 2009 tarihine kadar 5 kişi gözaltında, 33 kişi ise cezaevinde yaşamını yitirmiştir. Yargısız infaz, ‘dur’ ihtarı, rastgele ateş açma olaylarında güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren kişi sayısı 46’dır. Bu durum, Esenyurt’ta Alaaddin Karataş ve Diyarbakır ‘da Aydın Erdem cinayetleriyle bir kez daha kendisini göstermiştir.

2009 yılında işkenceye sıfır tolerans söylemi lafta kalmaya devam etmiştir. Bu yıl kasım ayı sonuna kadar TİHV’e işkence ve kötü muamele gördüğü gerekçesi ile 436 kişi başvuru yapmıştır. Bunlardan 252’si bu yıl içinde işkence gördüğünü belirtmiştir.

Toplantı ve gösterilere yapılan aşırı güç kullanımı sonucu 9 toplantı ve gösteride 5 gösterici öldürülmüş, 269’u ise yaralanmıştır. Toplantı ve gösterilere müdahale sonucu 1414 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 369’u tutuklanmıştır. Yine bu kapsamda ele alınabilecek bir başka ihlal ise Kürt çocuklarının kâbusu olan TMK’ya muhalefet gerekçesiyle 177 çocuğun bu yıl içinde Özel Görevli Ağır Ceza mahkemelerinde yargılanmaya başlanmış olmasıdır. Bu utanç verici durum son olarak lise üç öğrencisi Seyhan Kurt’un 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edilmesiyle bir kez daha kendisini tüm acımasızlığıyla göstermiştir.

Cezaevlerinde tutulan mahpusların sayısı giderek artmıştır. 2009 yılı Kasım ayı itibarı ile 117.061 kişi cezaevlerinde tutulmaktadır. Bunların 40.206’sı tutuklu, 19.970’i hükmen tutuklu, 56.885’i hükümlüdür. Bu sayının içerisindeki 2.603’ü ise çocuk tutuklu ve hükümlüdür. Çocuk tutuklu ve hükümlü oranı ise ürkütücü boyutta % 2,22’dir. Cezaevlerinde halen 44 ağır hasta mahpus tedavi edilmeyi beklemektedir.

Mevcut hukuk mevzuatı bir bütün olarak düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir niteliğe sahiptir. Sadece Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan, birbiri yerine kullanılabilecek en az 15 (on beş) madde bulunmaktadır ve henüz bunları değiştirmeye yönelik bir çaba söz konusu değildir. 2009 yılının ilk on ayında 355 kişi düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte çeşitli davalardan dolayı mahkûm edilmiştir.

Basın özgürlüğü alanında da ciddi sorunlar bulunmaktadır. Tutukluluğu devam eden gazeteci sayısı 34’tür. 2009 yılının ilk 11 ayında yayını durdurulan gazete ve dergi sayısı 29’dur. 65 kitapla ilgili olarak dava açılmış ve 4662 internet sitesine erişim yasağı getirilmiştir.’ (Kaynak: TİHV)

Alevi yurttaşlarımıza yönelik ikiyüzlü tavır da Alevi Çalıştayına Ökkeş Şendiller’in davet edilmesiyle ve Dersim Katliamı tartışmalarıyla iyice belirginleşirken bu tavır daha ne kadar sürecek sorusunun cevabı ise sistemin tüm çelişkileriyle apaçık bir şekilde kendini resmetmiş durumda.

Ülkemizde yıllardır sürdürülen başörtüsü zulmü ise en son 12 yaşındaki Ecenur Sözen’in okulundan uzaklaştırılması ile bir kez daha kendisini tüm vahşiliği ve anlamsızlığıyla gösterirken, meslek ve imam hatip liselerine yönelik katsayı adaletsizliği de hala devam etmekte.

Ve DTP apaçık bir şekilde hukuksal değil siyasal bir kararla kapatılmıştır. Bu siyasal karar; ulus devlet zihniyetinin ve bu devletin tekleştirici anlayışının barışa ve adalete olan özlem ve umudu adeta görmezden gelircesine aldığı bir karardır. Böylelikle demokratik açılımın nasıl bir açılım olduğunu da görmüş olduk!

Özgür Açılım Öğrenci Platformu olarak, adalet ve özgürlük uğruna şahitlik ve  mücadeleyi tevhidi yaşamın en önemli parçası olarak görmekle birlikte, hiç kimsenin etnik kökeni, dinsel inançları, cinsiyeti, siyasal görüşleri nedeniyle ya da başkaca bir nedenden dolayı ayrımcılığa, nefret söylemine, linç ve benzeri şiddet saldırılarına maruz kalmadığı, çocukların onlarca yıl hapse atılmadığı, hiçbir siyasal partinin kapatılmadığı, insanların yargısız bir şekilde infaz edilmediği ve tek tipçi ulus devlet zihniyetinin değil barışın ve özgürlüğün olduğu bir ülke istiyoruz. Herkese ama herkese adalet ve insanca yaşam talep ediyoruz.

Eşitlik ve İnsanca Yaşam İçin
Yaşasın Tevhid Ve Adalet!

Related Posts

Share This

Leave a Comment