Adınla Ey Rahman…
Ve kendilerine beyyineler (apaçık deliller) geldikten sonra, fırkalara ayrılıp ihtilafa düşenler gibi olmayın! Onlar için kıyamet günü elim bir azap vardır.
Meçhuldeyim, gidip geliyorum
Rüzgarlar yoldaşım, her esintiye kapılıyor aciz yüreğim…
Herkes haklı zira herkesin içinde olduğu fanus farklı
Biliyorum ama her zamanki gibi emin değilim!
Arıyorum, sorular soruyorum halden anlayan anlamayana
Her kapıda bir bekleyiş, bir umut Hakk’a dair,
Sancılı da olsa duyulası cevaplar bekliyorum
Bir adayışla ve bir adanışla bağlanmak hayata…
Dindirebilmek için içimdeki feryadı medet umuyorum
“nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? “
“Onca soruyu, tefrikayı aşıp sımsıkı tutunabilmek kolay mı bu kadar?”
“Cümlelerin nasıl bu kadar net?
“Sözlerinin imzası kimin???”
Körü körüne bağlanırken sevdiklerim batıla
Ben, apaçık Hakk’ı bulamıyorum…!
Rahman kadar yakın,
Kerbela kadar uzak!
Bu kadar zor mu tefrikaların örttüğü hakikatleri görebilmek,
İdrak edebilmek ayetlerini, ancak Senden medet umabilmek
Ve yalnızca Senden dilemek…
Mutlak iken, aşkın iken varlığın
Kainatın her zerresinde mührün var iken
Seni hatırlatan yüzler değil aradığım!
Bir kulp ki asla kopmayacak,
Sen’li ama Sensiz gecelerim,
Bitmeyen dualarım,
Cevabı olmayan sorularım,
Ve bir kenetleniş ki çağları aşan…!
Yitiğimi bulana kadar Sana meftunum
Bağlandıysam Senin ayinelerine bağlandım,
Senin halifelerine…
İlmin içinde yüzen kalplerin sevgiye muhtaç yürekleri geliyor aklıma
Sonra Muhammed’in(as) sabrı…
İşte, yeni bir hüsranın ardında arayışa ve adanışa mübtela yüreğim;
“Dalları ayrı olsa da kökleri aynı(!)”ymış kanla sulanan ağacın
“Aynı dava(!)”ya imiş adanan ömürler
İşkembeler dökülürken başından aşağı,
Ayağında dikenlerin acısı,
“Küfre karşı saf saf mücadele eden(!)”
“Birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden(!)”
“Zandan sakınıp, güzel söz söyleyen(!)” ümmetini görseydi,
Ararmıydı Abdullah bin Selüller’i?
Beni üstün kılan irademi kullanamıyorum
Seçemiyorum ey Rahim!
Aklım, zavallı aciz aklım ermiyor onca ayrılığa
Kardeşlerimin, Senin rızan için çırpınan yüreklerin firakını hazmedemiyorum!
Aramaktan yorulan kalbim sahte davalara sarılacak diyedir çırpınışlarım,
Bildiğimi ‘zannettiğim’ doğrularda boğulmaktır korkum,
Ve ayrılık vaktinin kaçınılmaz olduğu O son gün’e kadardır umudum!
Hakkı ve Hakikati kalbime mühürleyecek bir sınırdayım
Ama geçemiyorum…!
Ve bir inşirah süzülüyor içime, acı…
İnşirah ki ucu kör bir kuyu;
“Onlar ki Muhammed’e yoldaş oldular da küfre değil kardeşlerine yenildiler”
Dökülüyor incileri dünyanın bir bir avucuma
Ve ben yine boğuluyorum A’rafta…
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın.
Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün”. (Ali imran 103)
Şimdi, bedeli neyse inşirahın hazırım vermeye!
Gitmiyorum ve buradayım ve direniyorum ve yürüyorum!
Kalbini ferah tut…



























“Herkes haklı zira herkesin içinde olduğu fanus farklı
Biliyorum ama her zamanki gibi emin değilim!”
insan’ın biliyor ve hatta haklı olması buna mukabil emin olamaması.. insanların da Rabbimiz’in de kendisinden emin olduğu elçinin peşinden ‘yürüyenlerin’ kendilerini yitiriş hikayesinin özeti sayılabilir.
“Onlar ki Muhammed’e yoldaş oldular da küfre değil kardeşlerine yenildiler”
Dökülüyor incileri dünyanın bir bir avucuma
Ve ben yine boğuluyorum A’rafta…
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın.
Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün”. (Ali imran 103)
Acı ve yakıcı bir gerçekliğe dokunmuş bir kalem bu…
“Parçalanıp, ayrılmayın” emri “namazı dosdoğru kılın” kadar farz üzerimize; örtü kadar, zekat kadar, Hacc kadar farz bize. Oysa anlayamadık, algılayamadık hakikati…
Genç kalem tutmuş dile getirmiş korkuları, kaygıları ve hatta yaşadığımız açmazları. Çok cesurca bir haykırış bu.
Peki duyacak mıyız? Düşünecek miyiz? Nifaka kurban gidecek miyiz ya da ayrılacak mıyız yine de? Kim bilir?
Sanırım zaman heybesinde yol alırken, göreceğiz hep birlikte…