Başbuğ’a Trabzon’dan Yanıt
Bu yazıdaki koyu satırlar, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un geçen hafta Trabzon’da Oruçreis Fırkateyni’nde yaptığı konuşmaya bir yanıt olarak ortaya koyulmuştur. Koyu olmayan kısımlar Bağbuğ’un konuşmasından alıntıdır.
Geç kalmış bir açıklama mıdır benimkisi? Hayır, zira haftada bir de yazsam, günübirlik veya üç günlük yazılar yazmamaya özen gösteriyor, her yazımda zamanlar ve mekanlar üstü olana, hakikate, yol açmak derdiyle kelimelerimi sıralıyorum.
Bugün sözleri benimkilerden etkili de olsa, hak’lı olmadığından, gücün doğruluğuna değil doğruluğun gücüne inandığımdan, güçlü rengi bu satırlara giydirmekte tereddüt etmiyorum.
Başbuğ’un çelişkiler abidesi konuşmasını çözmeye başlayalım.
Kendisi için söz konusu konuşmayı Trabzon’da yapmak ne kadar anlamlı ise, benim için de bu yazıyı Trabzon basınında yazmak o kadar anlamlıdır.
Ne demişti, neler söylenebilir bu sözler üzerine, düşünelim.
Özellikle bugünlerde, bizi birbirimize kenetleyen binlerce yıldır sahip olduğumuz ortak değerlerin sıkça vurgulanması ve bu değerlere sahip çıkılması ayrı bir önem taşımaktadır.
Sayın Başbuğ, hangi değerlerden bahsediyorsunuz? Bu ülkenin yüzde doksanı müslüman ve asıl değeri İslam. Oysa biz bu değere gönülden bağlı olanların kurumunuzda yükselme şansına sahip olmadığını gayet iyi biliyoruz. Kullandığınız değerler! İşinize gelen tarafını (şehitlik…) laiklik laiklik diye diye alıp, işinize gelmeyen tarafını (bütünlüğünü) irtica irtica diye diye attığınız değerler mi!?
Türk Silahlı Kuvvetleri, her vesile ile demokrasinin ve hukuk devletinin yanında olduğunu ifade etmektedir.
Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını siz de gayet iyi biliyorsunuz sayın Başbuğ. Bu sözleri temenni olarak okuyoruz. Sizi tam da bu yüzden eleştiriyoruz: Başında bulunduğunuz kurum hukukla kayıtlanmış alanın dışında işlere karışmayı adeta bir teamül haline getirmiş. Bu, sizin döneminizde de devam ediyor. Belki biraz hız kesmiştir!
Hukuk devletinin yanındaysanız bize şunları açıklar mısınız? Sarıkız, Ayışığı, Eldiven ve Yakamoz Darbe Planları, ‘Akp ve Gülen’i Bitirme Planı’, Poyrazköy’deki Cephanelik, Şemdinli, Dağlıca ve Aktütün Olayları, Kafes Eylem Planı, Ergenekon sanığı bir komutanı ziyaretiniz, Bilgöl’de 93 yılında 33 askerin öldürülmesi ile daha geçen gün Reşadiye’de 7 askerin öldürülmesinin nasıl da bu kadar birbirine benzediği, son aylarda yaşanan subay intiharlarının ne iş olduğu vb.
Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı planlı ve kendi amaçları ve menfaatleri çerçevesinde haksız şekilde psikolojik harekât yürütenlere diyorum ki, tuttuğunuz yol ve bulunduğunuz yer doğru değildir.
Aklıma, 28 Şubat döneminde halkı kandırmak için kurulan Batı Çalışma Grubu geliyor. Birileri sizin yaptığınızı size yapıyor olabilir mi, bilemiyorum. Ama Ordu içinde -sizin başında olduğunuz kurumun içinde- örgütlenmiş çetelerden daha namuslu bu kimseler (artık her kimseler?) en azından halkın paralarıyla halka karşı bir harekât yürütmüyorlar!
Terör olaylarını Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirmeyi, PKK destekleyicileri ve PKK sempatizanları yapabilir. Ancak, böyle ilişkilendirmeleri ve bu amaca yönelik imalı konuşmaları siyasiler, akademisyenler ve medya mensupları yapamaz, yapmamalıdır.
Sivillerin ne yapıp ne yapamayacağını belirleme yetkiniz olmadığı gibi, asker olmayanların sizin akıl vermenize de ihtiyacı yok. Atlarınızı hukukun size verdiği alanın dışında koşturmaya kalkmayın yine! Size göre şu an ben de PKK sempatizanı olabilir, asimetrik psikolojik ve benzeri lojik bir harekâta katılmış olabilirim, oysa sadece gazeteci olarak hak, hukuk ve adalet için, gerçeklerin ortaya çıkması için âcizane birkaç soru soruyorum, hepsi bu!
Böyle durumlarda adli makamlar, Türk Silahlı Kuvvetleri ile bilgi teatisi ve iş birliğinde bulunmalıdırlar. Aksi durumlar kurumlar arası çatışmalara neden olabilir.
Açıkça tehdit kokan sözler bunlar. Siyasiler, akademisyenler, medya mensupları bitti, sıra yargı mensuplarına geldi; onlara da “akıllı olun” mu diyorsunuz? Hani hukuk devletine bağlı idiniz? Yargıyı baskı altına almaya çalışıyorsunuz. Bu anayasaya aykırıdır. Suç işliyorsunuz!
Türk Silahlı Kuvvetleri, dün olduğu gibi bugün de yarın da dimdik ve öz güvenle, yasalarla kendisine verilen görev ve sorumlulukları yerine getirmeye hazırdır ve hazır olmaya da mecburdur
‘İç Hizmetler Kanunu m.35’ bahanesini bir kez daha kullanır, darbe yaparım gerekirse mi demek istiyorsunuz?








Son Yorumlar