Bürokratik Vicdansızlığın Arsızlığı ve Evsiz Kurbanlıklar Üzerine

Eki 20, 2011 by

Ammar Kılıç

Ve diri diri toprağa gömülen kızcağıza sorulduğu zaman:
“Hangi suçtan dolayı öldürüldü?”
-Tekvir suresi/8-9

Her yıl görmeye alışık olduğumuz şekilde, şu günlerde de, gece soğuk havadan donarak ölen evsiz haberleri televizyonlarda yerini almış bulunuyor. İnsanlar neden sokakta ölüyor? Kimsesizler için bu koskoca şehirde tek bir sığınma evi yok mu? Evet doğru bildiniz, yok. Koskoca avm’lerimiz var, uluslar arası organizasyonlarımız, devasa stadyumlarımız, kültür merkezlerimiz, belediye binalarımız, il özel dairelerimiz, gökdelenlerimiz, duble yollarımız, çılgın projelerimiz ve daha bilmem kaç tane Allah’ın belası putsal anıtımız var; ama yoksul/laştırılmış, sokağa itilmiş ve kaderinde bir sokak köşesinde uyuşarak donmaktan başka bir akıbet olmayan mustazaflar için dört duvarı, bir çatısı olan mekanlarımız yok.

Fatih’te oturuyorum ve hergün evime giderken, yaklaşık beşyüz metrelik bir güzergahta en az üç sokak insanına rastlamak durumundayım. Bunlardan biri olan Aslan amcayla arada konuşuruz. Yanına otururum, halini hatrını sorarım filan. Ama uzun süredir, hal hatır sormaktan, varsa eline birkaç kuruş sıkıştırmaktan başka elimden bir şey geleceğini hesaba katmamıştım, bu konuda herhangi somut bir çabada bulunmamıştım. Yani öyle bir şey ki, üç kuruş çıkınca kendisinden, onu görüp selam vermeyi bir şey sanınca, insan bir halt yaptığını filan düşünüyor. Halbuki sen evine gidiyorsun, sıcak yatağına giriyorsun, o yine orda, soğuk betonun üzerinde nasıl sabahlayacağını düşünecek. Neyse, bir arkadaşın tavsiyesiyle belediyeyi aramaya karar verdim, ‘sosyal devlet’iz ya hani, onlar kesin ilgilenirler diye düşünüyorum. İnsanı fıttırtan hikaye tam da burada başlıyor.

Fatih belediyesinde telefonuma çıkan hanımefendi, bu işe büyükşehir belediyesinin baktığını söyleyerek beni oraya yönlendiriyor. Arıyorum, büyükşehir belediyesindeki adam ‘sokakta kalan insanlar..’ demeye kalmadan bir telefon numarası tıkıyor ağzıma; valilik bu kez. Onlar ne diyor? Valiliğe bağlı Cağaloğlu’ndaki Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nü arayın. E hadi arayalım. Sosyal hizmetlerdeki görevli ‘bu konuda bilgi sahibi olmadığını, öğleden sonra ararsam ilgilenecek birilerinin olacağını’ söylüyor. Sübhanallah çekiyorum. Telefonu kapattıktan sonra Fatih’te Unkapanındaki Sosyal hizmetler binasına doğru yollanıyorum. Yüzyüze görüşürsem belki yardımcı olurlar diye. Orada güvenlik görevlisi bu işe Cağaloğlu’ndaki merkezin baktığını ama istersem hemen ötedeki Zabıta binasına danışabileceğimi söylüyor. Zabıta binasının kapısından içeri girmeme bile gerek kalmıyor, güvenlik görevlisinden evsizlerin ‘eksi beş hava soğukluğu haricinde veya ortalık kar kış kıyamete dönmedikçe zabıta tarafından toplanmadığını’ öğreniyorum. ‘Abi bu nası iş?’ diyorum, dudaklarını büzüyor: ‘Ee kardeş, böyle, bak Osmanlı’yı sevmeyiz ama adamlar şöyle böyle falan filan..’ Derken o adam da beni Aksaray’daki beyaz masaya yönlendiriyor, bir de onlarla konuşmamı salık veriyor. Anlıyorum, beyaz masaya gidersem onlar da Fatih belediyesine filan yönlendirirler, olay kapkara bir kısır döngüye döner. Öğleden sonra aramamı isteyen sosyal hizmetleri arıyorum bu sefer. Sokakta yaşayan amcanın yaşını öğrenmek istiyor, 60-65 yaşlarında bir amca Aslan amca; o halde onu darulacze alabilirmişmiş, orda rahat edermişmiş. Daha bir sürü miş miş.. (Sonradan Şefkatder’in başkanı Hayreddin abiden Darulacze’nin bir ton prosedür gerektirdiğini de öğreneceğiz elbette.)

Ben içimden rahmetler okuyarak kapattım telefonu. Şu düzen/bazlığı görebiliyor musunuz? İnsanları bu bürokrasi öldürüyor işte. Kimsenin birbirinden haberi yok. Nasıl olsun? Resmî kanalların sokaktaki insanlarla ilgili bir derdi yok ki, bu konuda bir girişim, bir çaba, bir pratik yok ki. Bu insanları hava sıcaklığı eksi beşe düştüğünde, yani ölüme ramak kala toplamak hangi insafın, hangi vicdanın işi? Spor salonuna yüzlerce insanı, o da bir- bir buçuk aylığına yerleştirince bu suçun vebalinden kurtuluyor muyuz sanıyorsunuz? Siz sadece kışın mı evinizde yatıyorsunuz?

Evsiz, kimsesiz insanlar için sorumlu olan tek kurum devlet mi? Değil. Son dönemde sayıları hayli artan hayır kurumlarımız nerede? Dünyanın bir çok bölgesine bereket götürüyorsunuz sevgili vakıflarımız; öylesine büyük paralar, imkanlar dönüyor ki bünyenizde, bu para Afrika’ya da yeter, Tarlabaşı’ndaki, Fatih’teki evsizlere, kimsesizlere, kaçak göçmenlere de. Dört bir yana kurban organizasyonları yapıyoruz, ama sanki unutuyor muyuz gözümüzün önündekini? İki sokak ötemizde bir evsiz ölse, biz denizleri aşsak yardım için, Allah sormaz mı bunun hesabını?

Ve sokaktan evsizleri görüp geçen her bir kişi için: Hepimiz sorumlu tutulacağız bu günahtan. ‘Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu’ gibi, diri diri betona, soğuğun iliklerine gömdüğümüz zavallılar için de sorulacağız hesap günü: ‘Hangi suçtan dolayı öldürüldüler’ diye.

Adım atma vakti çoktan geçti de, yine de Rabbimize bir mazeret olsun, harekete geçelim derim.

Leave a Comment