Özgür Açılım

   

Fotoğraf: Gülsüm Kavuncu

Entelektüel kavramı kimilerinin zihninde olumlu, ulaşılması zor ama imrenilen ve arzu edilen bir toplumsal statüyü canlandırır. Bazılarımız ise bu kavrama karşı biraz kuşkucu ve olumsuz bir tavır takınırız. Bu yaklaşım biçimleri, kişilerin içinde bulundukları konumla ilgili olmakla birlikte, bu kavramın içini dolduran şahsiyetlerin kimlikleriyle de yakından alakalıdır. Genelde bu kavramı tanımlayanlar, yaşadıkları coğrafyalardaki örneklere sadık kalıp, ardından da “olması gerekeni” ortaya koyarlar. Tanımlamaları yakından incelediğimizde belli felsefi ve bilimsel konularda uzman, kendi konuları dışındaki meselelerle de yakından ilgilenen birey ve bu bireylerin oluşturduğu toplumsal bir katman tablosuyla karşılaşırız. Bu katmandaki bireylerarası farklılıklar, bu bireylerin seviyelerinde ya da ideolojik tercihlerinde değil, daha çok olaylar karşısındaki tavır alışlarında ortaya çıkmaktadır.

Toplumun yöneten ya da yönetilen katmanlarından farklı perspektiflere sahip olabilen ve bu perspektifi aldatanlar ya da aldatılanlar safında kullanmakta bireysel bir serbesti alanına sahip şahsiyetler olarak tanıtılan bu bireyler, en kaba tabirle, bu konumlarını doğruları söyleme adına kendilerini feda etme ya da kişisel çıkar sağlama adına kullanabilirlikleriyle tanımlanmaktadırlar 1. Ama meselenin bu kadar basit olmadığı aşikârdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi konu, kişilerin ya da grupların ilkeleri, konumları ve pratikleriyle yakından alâkalıdır. Meseleyi karmaşıklaştıran da içinden çıkılması zor gibi görünen bu boyuttur. Bu sınıflamaya girenlere farklı coğrafya ve duyarlılık hanelerinde rastlamakla birlikte, tek bir coğrafya, kültür, ya da toplum yapısı içerisinde de görebilmek mümkündür.
Devamını Oku »

Britanyalı düşünür Ziyauddin Serdar Aydınlanma ve İslam ilişkisini konu alan önemli bir yazı kaleme aldı. Gilad Atzmon’un önsözüyle işte o yazı…

Yahudi ideolojisi ve kimliği üzerinde on yıl boyunca çalıştıktan sonra şu sonuca vardım ki; Yahudi kimliği, politikası ve ideolojisi ‘kendine hayr an olmanın’ farklı farklı versiyonları olarak okunabilir. Bir Siyonist kendisini güçlü ve gaddar olduğu için sevebilir (Sabra ve Şatilla) ve Yahudi bir solcu da kendisini ‘hümanist’ ve ‘hoşgörülü’ olduğu için sevebilir; fakat her nasılsa o solcu daima ‘Yahudi’ kimliği içerisinde yaşamak ve mücadele etmek ister (Filistin için ‘Yahudiler’, Barış için ‘Yahudiler’, Siyonizm’e karşı ‘Yahudiler’ v.b.). Yahudi ideolojisinin, siyasetinin ve kimliğinin ‘kendine hayranlık’ hastalığına yakalanacağını ve diğerlerine karşı kin gütmeye neden olacağını kavramam birkaç yıl aldı. Siyonist düşüncenin özünü ‘komşundan nefret ettiğin kadar kendini sev’ cümlesinin teşkil ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yahudi ideolojilerin diğer formları ise nefret konusunda daha ılımlı olabilir; fakat genelleme yapacak olursak hepsi de ayrımcılığa olan pozitif eğilimleri sayesinde bir diğerine çok benzemektedir.
Devamını Oku »

Edebiyat ve Sinemamız

27 Ekim 2009 12:51

Son zamanlarda, Türk sineması hakkında yapılan birçok haksız eleştiri var. Bu eleştirilerin dozunun artmasının ve eleştirenlerin her geçen gün kendilerini daha fazla haklı görmeye başlamalarının beraberinde iyi sonuçlar getireceğini düşünmüyorum. Yapılan eleştirilerin içeriklerine baktığımızda taklitçilik vurgusunun ön planda olduğunu görürüz. Sinemamızın en önemli yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan’ın Reha Erdem’in Zeki Demirkubuzun, Semih Kaplanoğlu’nun çok fazla Rus ve Fransız sinemasından etkilendiğini söylemek, hatta onların bizati taklitçi olduğunu söylemek haksız eleştiri noktasında sınır tanımamaktır. Bu durum daha emeklemekten yürümeye yeni geçen bir çocuğa sen niye hiç bir yere tutunmadan koşamıyorsun demeye benzer. Çocuk ilk önce etrafında kendisini destekleyecek bir şeylere ihtiyaç duyar. Koşabilecek kadar geliştiğinde isteseniz bile zaten tutamazsınız. Sokaklara, caddelere çıkar ve yeni hayatlar keşfetmeye atılır.

Son dönemde Türk sinemasının iyi bir ivme yakaladığını, yapılan filmlerin uluslararası alanda boy göstermesiyle anlayabiliriz. Yeşilçam çekirdeğinin çatlamasıyla filizlenen yeni Türk sineması doludizgin yoluna devam etmektedir. Bu dönemde zirve Nuri Bilge ceylanın dünyanın en saygın festivallerinden biri olan can film festivalinde en iyi yönetmen ödülünü alması olmuştur. Ne yazık ki ödülü alması daha çok eleştirilmesine da ruhsat vermiştir. Bunu yakaladığı popülerliğe de bağlaya biliriz.
Devamını Oku »

Kirlenen Beyaz Masa Örtüleri

27 Ekim 2009 11:37

Mutfakta yoğun bir hazırlık var. Yemek kokuları her yeri sarmış durumda. Sevdiğimiz kokular arasında sevmediklerimiz de hissediliyor ama biz sevdiklerimizi hissetmekten yanayız. Çok büyük bir masa kuruluyor, tertemiz masa örtüleri beyazlığıyla gözleri alıyor. Anlaşılan o ki, misafir bekleniyor… Uzun zamandır bu örtüler ortalıkta gözükmüyordu. Başına gelen son kazadan sonra yıkanması, temizlenmesi, lekelerinden arındırılması bayağı vakit almış olacak. Bu misafir telaşı herkesi meraklandırıyor, ümitlendiriyor, zaman zaman ürpertiyor, şaşırtıyor… En güzel yemek takımları sofrada. Hazırlıklar birçok el yardımıyla yapılıyor. Mutfağa biri giriyor, biri çıkıyor. Mutfak-yemek odası arası trafik yoğunluğu yaşanıyor. Herkes iyi kötü elinden geldiğince masaya bir şeyler taşıyor.

Bu aşamada yarı yolda, elinde masaya götürmeye çalıştığı şeyi dökenler, kıranlar oluyor. Ama yemek lezzetinden bir şey kaybetmiyor. Dökülenler hemen temizleniyor ya da temizlenemeyen kısımlar başkalarının da kayıp ellerindekileri dökmelerine sebep oluyor. Bu şekilde nizam sağlanmaya çalışılıyor. En azından, yemeklerin varacağı, koyulduğu yerde kusursuzluk, temizlik aranıyor. Yeni misafirler ağırlamayı, yeni yüzler görmeyi sevenler hazırlığa yardım ediyor.
Devamını Oku »

LÂL

26 Ekim 2009 22:41

Yazan: Hatice Kübra Arslan

Küçükken saçlarımı taramadan sokağa çıkardım. Bir şeylere inat hep büyümek istedim. Göğe bakmayı unutmuş insanların arasında göğe baktım. Her sabah penceremin kenarındaki bir serçenin gözyaşına dokundum… Kelebeklere zarar vermekten korkarak, onları hep uzaktan selamladım… Masumluğumu yitirmemek için rüzgârda savrulup durdum ama hiç pişmanlıkla muhatap olmadım.

Küçükken saçlarımı taramadan sokağa çıkardım. Bir şeylere inat hep büyümek istedim. Göğe bakmayı unutmuş insanların arasında göğe baktım. Her sabah penceremin kenarındaki bir serçenin gözyaşına dokundum…

Kelebeklere zarar vermekten korkarak, onları hep uzaktan selamladım… Masumluğumu yitirmemek için rüzgârda savrulup durdum ama hiç pişmanlıkla muhatap olmadım.

Sonsuz ırmaklara ulaşmak istedim… Hoş kokular umarak yağmura tutunup, yeni hünerlerle tanışmak için önderlerin bulunduğu imamhatibi tercih ettim.

Önceleri benim için Azrail’e tebessüm etmek bir hayaldi, kar yağan ağaçlardan sabırla çiçek toplamak da…

Hayallerim imamhatipte gerçekle birleşti, kalbim hakikatlere açıldı. İçimden buruk bir akşamı silip attım, korkusuzca yürüdüm denize, toprağa ve acıya…
Devamını Oku »

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    EA4EA5EA6EA1EA1EA1semih kaplanoğlu----semih kaplanoğlu--semih kaplanoğlu-semih kaplanoğlu54