Özgür Açılım

   

Semih Kaplanoğlu İle Söyleşi

07 Haziran 2010 19:14

Özgür Açılım Platformu 30 Mayıs 2010 Pazar günü 60. Berlin Film Festivali’nde son filmi “Bal” ile Altın Ayı ödülünü kazanan ünlü yönetmen Semih Kaplanoğlu’nu ağırladı. İki saate yakın süren söyleşide Kaplanoğlu, Yusuf Üçlemesi, kendi sineması ve Türk sineması üzerine sorulan soruları yanıtladı.

 Söyleşide öne çıkan satırlar:

Yusuf’un Doğuşu

Yusuf’u tek bir filmde yeteri kadar derinleştirebileceğimi düşünmüyordum. Bu yüzden üçlemeye karar verdim.

Senaryolarım genellikle 40 sayfayı aşmıyor, zaten çok diyalog ve olay örgüsü olmuyor. Bu 40 sayfalık senaryo benim için bittiğinde oyuncu ve mekan arayışına giriyor, sonra da çekime başlıyorum.

Kültür Bakanlığımız Yetmiyor
Ben aynı zamanda filmlerimin yapımcısıyım. Üç filmin de finansını sağlamak için bayağı uğraştık. Dünyanın dört bir yanına gittik, projelerimizi sunabileceğimiz, yapımcılar bulabileceğimiz çeşitli finans marketlerine başvurduk. O ülkelerin kültürel fonlarından aldığımız destekle maddi sıkıntıları gidermeye çalıştık. Çünkü Türkiye’nin sağladığı şartlar yeterli olmuyor. Biraz Kültür Bakanlığı’nın desteği oluyor. O da bütçenin ancak altıda birini karşılayabiliyor. Onun dışında televizyonlar ve yurt dışındaki finans marketleriyle bu işi yapabiliyoruz.
Devamını Oku »

Dün (27 Mayıs 2010) akşam haberlerinde Tuzla Tersanesi’nde yeni bir iş kazası ile ilgili haberler yer alıyordu. Selahattin Arslan Tersanesi’nde kızak kaldırma sırasında, 15 işçinin de yardımına rağmen vincin halatı kopmuştu. Halatın kopması üzerine başına parça isabet eden bir işçi ölmüş ve bir işçi de omzuna gelen parça nedeniyle yaralanmıştı. Dün yaşanan bu kaza ile birlikte tersanelerde yaşamını yitiren işçi sayısının 134’e çıktığı bildirildi. Dün kaldırma işi yapılırken vincin gücü yetmemiş ve 15 işçi de kızağı itmeye çalışmıştı. Bu da kızağın gücünün yetmediği ve her an kopacağı anlamına geliyordu. Ve nihayetinde vincin çekim gücü olan bomu kopup bir kişinin yaralanmasına bir kişinin de ölümüne sebep oldu.

Yine geçtiğimiz hafta Zonguldak’ta 30 maden işçisinin öldüğü benzer bir iş kazası yaşanmıştı. Karadon Ocağı’ndaki patlama 17 Mayıs’ta saat 13.29′da meydana gelmişti. Yerin 540 metre altındaki patlama madene inilen ‘Kafes’ adlı asansöre zarar vermiş ve kafesin denge halatları kopmuştu. Bu nedenle bu yoldan kurtarma çalışmaları yapılamadı. Karadon’da kafesten daha küçük bir servis asansörü daha vardı. Fakat bu asansörle ancak 460 metreye inebiliyordu. Kazadan sonra bu asansörle yeraltına ulaşmaya çalışıldıysa da 460 metreden sonrası yoğun gaz altında olduğundan, başarılamadı. Bu nedenle kurtarma çalışmaları, Karadon’a 2 bin 500 metre uzaklıktaki Gelik Maden Ocağı’ndan yürütüldü. Ancak çalışmalar çok yavaştı. Kazadan ancak 66 saat sonra 30 işçiden 28′inin ölü bedenlerine ulaşıldı… Cesetler ‘kuyu’ denilen asansör hattının yakınlarındaki, galerilerde biriken suların yeryüzüne atılmadan önce biriktirildiği havuzun çevresinde bulundu. Bazı işçiler de kuyu dibi galerilerinin açıldığı alanlardaydı. Yani işçiler göçük altında kalmamış, patlama sonrası oluşan yoğun karbonmonoksit gazından zehirlenmişlerdi. Maskeleri yanlarındaydı. Fakat zaten bu maskelerinin etkisi sadece bir saatti.
Devamını Oku »

Çoğu insan kalem kağıt başına geçince birden aklına hiçbir şey gelmez, hatta yazacak komik bir şeyler bulmak daha da zordur. Seninse her köşende öyle bir doluluk var ki daha yazacakmış da sığdıramamış gibi bile geliyor okurken. Merak ediyorum nerden buluyorsun bu konuları, bu esprileri?

“Komiklik olsun diye komiklik üretmek” şeklinde bir mizah anlayışına baya mesafeliyim. Buna ihtiyacımız olmayacak kadar komikliklerle dolu bir ülkede yaşıyoruz zaten.Yazdığım şeyler genelde aşırı derecede sinirimi bozan sosyal olaylar oluyo.  Benim yaklaşımım son derece sade aslında, yani olaylar üzerinde fazla kurgu yapmadan olayın aslı neyse ondan sapmadan, o durumun kendi komikliğini okuyucuya fark ettirmek. O yüzden sürekli komik olmak gibi bir kaygım yok aslında. Mevcut durumları anlatmanın kendisi bana komik geliyor. İnsanlara gülmeleri için olmadık bir durumu karitatürize ederek sunmak ya da beklenmedik bir kelimeyi karşılarına çıkarmak bana çok basit ve sıradan geliyor. Sokakta yürürken başıma gelen bir şey ‘samimi bir komik’ oluyor ve gerçek.  Çünkü aslında toplumsal normlar çok anlamsız ve komik olabiliyor bazen.
Devamını Oku »

Deniz Baykal Ahlak Dedi!

19 Mayıs 2010 23:03

 Tezgâhlar vardır, ucuza kıyafetler satılır.Kalitesiz, bayağı, defolu mallar, oraya atılmış, yığılmıştır.Tezgâhtar bağırır: “Seçin ayırın!..”Türkiye’nin gündemi de böyle; seviyesizlikler, günübirlik hesaplar, basitlikler yığını.

Gündemi takip edeceğim diye uzun uzun dalıp gitmek sağlığa zararlı.Mekdanıls’ta yemek yediğini düşün. (aman, aklından bile geçirme!)Yapılması gereken ahlak ve ilkeler gözlüğü ve giderek gözü ile bakmak bakılması gerekli yerlere, gerektiği kadar.Yoksa yazıktır, vakit önemli, ömür kısa, boş işlerden kesinlikle yüz çevirmeli.

TBMM mesela, önemli bir yer ve oradaki konuşmaları dinlemek gerek, ancak, ne yazık ki yapılan konuşmalardan 10’da 7’sini dinlemek, açıkça, israf demek.Bu oran son anayasa değişikliklerinde ortaya çıktı!)

Devamını Oku »

Meryem Rabia Taşbilek

Özgür Açılım Platformu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü’nde bu kez Prof. Dr. Mehmet Hayri KIRBAŞOĞLU’nu konuk ederek “Sünneti Nasıl Çağa Taşırız?” başlığıyla bir söyleşi gerçekleştirdi.

Kırbaşoğlu; sözlerine sünnet algısı ve bu algıdaki kırılmalara dikkat çekerek başladı.

Modern, kapitalist sistemin insan fıtratını tahriple ortaya çıkardığı seküler insan tipinin, kainattaki ayetleri tahrip ederek, aslında Allah’a karşı bir meydan okuyuşa soyunduğunun farkına varmamız gerektiğinin altını çizdi. Bu nedenle ilk etapta bilhassa Batı’nın kendisini, kendinden kurtarmamız gerektiği misyonunu bizlere hatırlattı. Önce zihniyet alanında bir hesaplaşma, değişim ve dönüşüme muhtaç olduğumuz sistemde, ithal takıntısından azade model oluşturma sorumluluğumuza atıfta bulunan Kırbaşoğlu, Batı tipi kontrolsüz büyümeden sakınmamız gerektiğini vurguladı. Namaz kılan, kiliseye giden, solcu, marksist her kesimden küresel sisteme hizmet eden tüketim robotları haline getirilmeye çalışılan insanlığın bir parçası olarak, bu sürecin içselleştirilme çabalarına karşı bireysel ve toplumsal önlemler almamız gerektiğine dikkat çekti. Komşusu açken tok yatanın bizden olmadığını vurgulayan bir peygambere iman etmiş müminlerin, şimdilerde “Abdestli Kapitalist” olmaklıkta hayli ileri gidip, aç komşuların varlığını onları görmezden gelerek, bu gerçeklikten izole residanslara taşınarak bu sorunu ortadan kaldırdıklarından yana dem vurdu.
Devamını Oku »

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    EA4EA5EA6EA1EA1EA1semih kaplanoğlu----semih kaplanoğlu--semih kaplanoğlu-semih kaplanoğlu54