Özgür Açılım Platformu

   

“Dur… Ağlama Gözlerim”

01 Mart 2010 12:14

Hüseyin Güneş

Geçtiğimiz yıl 3 Mart’ta aramızdan ayrılan şair Yusuf Hayaloğlu, ölümünün birinci yıldönümünde sevenleri tarafından anılıyor. Hayaloğlu’nun daha önce yayınlanmamış şiirlerini bir araya getiren Ağaç Kitabevi Yayınları, “Dur… Ağlama Gözlerim” adında yeni şiir kitabını yayınladı.

Şairin ölümünden sonra hazırlanan kitap 61 şiirinden oluşmaktadır. Ailesinin özlemiyle bezeli şiirle giriş yapılan kitapta Yılmaz Güney’e, Ahmet Kaya’ya ve Şivan Perwer’e yazılmış şiirler de mevcut. Kitaba ismini veren “Dur… Ağlama Gözlerim” adlı şiir, şairin hayatından kesitler sunuyor.

Aslen Tunceli’li olan Hayaloğlu, 1953 yılında Erzincan’nın Kemaliye ilçesinde doğdu. Haydarpaşa Lisesi’ni parasız yatılı olarak okuyan Hayaloğlu, sonraki yıllarda öğrenimini Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim bölümünde devam etti.

Hayaloğlu, daha hayattayken birçok şiiri Ahmet Kaya, Fatih Kısaparmak ve Ferhat Tunç gibi sanatçılar tarafından bestelendi. Şiirlerinde arabesk ve sosyalizmi harmanlayan Hayaloğlu, Ah Ulan Rıza, Ayrılık Hediyesi, Gözleri İntihar Mavi, Başım Belada, Hoşça Kal Gözüm, Kod Adı Bahtiyar, Şu Dağlarda Kar Olsaydım, Başkaldırıyorum gibi şiirlerle geniş kitlelere ulaştı.
Devamını Oku »

Ayşenur Korkmaz

“Ne söylesem bilmiyorum. Çünkü neresinden tutsam elimde kalıyor tiyatro.”

Tiyatroya deli gibi âşık birinin bu cümleleri söylemesi güç değil mi?

İlk başlarda hiçbir şey umurumda değildi. Hangi engel çıkarsa çıksın ben tiyatroya olan sevgimi asla yitirmeyecekmişim gibi geliyordu. Lisede zorların ”bu kadar zor” olacağından bihaber oyunları oynuyordum. Oynadıkça sevgim büyüyordu. Sevgim büyüdükçe planlarım, gelecekten beklentilerim değişiyordu. En önemlisi de ben değişiyordum.

Söyledim ya ilk başta her şey kolaydı. Sadece kostümüm, arkamda dekorum, karşımda seyircim olacak sanıyordum ben. Ne pahasına olursa olsun içimdeki rol yapma aşkını doyasıya yaşayacak, oynadığım kahramanın ruhunu bedenimin içine “ustaca” yerleştirecektim. Birkaç saatlik de olsa ben “o” olacaktım. Oynarken seyircimden önce “ben” büyülenecektim. Ehh bilirsiniz sorunların zamanlaması mükemmeldir. Her şey güzel iken gazap tohumları ekiliverir yollarınıza. Çabucak büyür, büyürler. Önünüzü göremez olursunuz.
Devamını Oku »

Tek Başına – North Country

19 Ocak 2010 21:31

Ayşenur Korkmaz

“Güzel bir evde oturuyorsunuz. Yerleri temiz, sıcak suyu olan… Sevgililer gününde çiçekler… Ve güçlüyüm diyorsunuz.
Benim yerime geçin!
Güçlü nedir söyleyin?! Aynı şeyi yaşayın ve güçlü nedir söyleyin!”

1975’te Kuzey Minnesota’daki demir madenleri ilk kadın madencisini işe aldı.1989’a gelindiğinde erkek madenciler hala otuza bir oranında çoğunluktaydı. Gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir.

Kuzey Minnesota 1989

Eşinden şiddet gören Josey iki çocuğu ile birlikte Kuzey Minnesota’ya babasının evine döner. Çocuklarına bakabilmek için babasının çalıştığı Mesabi Demir Madeninde çalışmak ister. Ancak madende çalışmak hiç de kolay değildir. Erkeklerin otuzda bir sayısı kadar bile olmayan kadınlar, hem madeninin hem kadın olmanın ağır yükünü çekmek zorundadırlar.
Devamını Oku »

Pandora’nın Kutusu

11 Ocak 2010 13:23

Yeşim Ustaoğlu “Pandora’nın Kutusu” filmiyle, insanının her an patlamaya hazır gerçekliğine, duyarlı, sevecen bir dille eğiliyor. Farklı arayışların ve kayboluşların öyküsü olan film, üç kuşağın yaşam çabaları, beklentileri, düşkırıklıkları ve bir türlü erişemedikleri içsel dinginlik özlemini, varoluşçu bir yaklaşımla gözlemliyor.

İstanbul’un farklı semtlerinde yaşayan, her biri diğerinden farklı sorunun ve hayat standardının içinde sıkışıp kalmış, birbirinden habersiz, orta yaş ve sınıfa mensup üç kardeşi (Nesrin – Derya Alabora, Güzin – Övül Avkıran, Mehmet – Osman Sonant), bir gün doğup büyüdükleri Batı Karadeniz dağlarındaki köylerinden gelen bir telefon bir araya getirir. Yaşlı anneleri Nusret Hanım (Tsilla Chelton) kaybolmuştur. Annelerini aramak için buluşan üç kardeşin yıllardır gitmedikleri köylerine yaptıkları mecburi yolculuk, saklı kalan pek çok sorunun, hayatlarındaki ve ilişkilerindeki bir çok çarpıklığa dair pek çok şeyin Pandora’nın Kutusu misali ortaya saçılmasına neden olur.

Devamını Oku »

Esra Aydın

Diyarbakır 5 no’lu cezaevi ile ilgili okuduğum ilk kitap, cezaevinde yaşadıklarını müstear ismi ile anlatan bir üniversite öğrencisi tarafından yazılmıştı. Kitabın basımı doğduğum yıla tekabul ediyordu. Kitabı ilk tanıyışım/okuyuşum ise basımdan yaklaşık 20 yıl sonraydı. Yaşamın ilerisinde miyim yoksa gerisinde miyim kavrayamadım. Birkaç yıl öncesinde kadar bu konu ile ilgili kitap ve dergilerim kitaplığımda ters dururdu. Her yerde ağza alınmazdı diyarbakır 5 no’lu. Zaten “insanlık dışı uygulamaların olması onu ağza anılmız, inanılmaz kılıyordu. Dolayısıyla konuşmanın kendisi anlamsız kalıyordu…

Fakat Allah günleri aramızda döndürüyor. Şimdi konuşurken susturmak ayıplanıyor. Son dönem nostaljik dizi furyası ve sözünü perdede nasıl söyleyeceğini artık bilen yönetmenlerin vesilesi ile güneş üzerindeki balçık/pislik temizlendi. Şimdi yalnızca şaşkınlık kaldı…

Hülasa 8 Aralık günü Çayan Demirel’in “5 no’lu cezaevi” belgeseli Tarık Zafer Tuna’ya Kültür Merkezinde bir festival dahilinde gösterildi. Katılım yoğundu. Birçok kişi ayakta izlemek zorunda kaldı. Salonda belgeselin Devamını Oku »

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    DSC_0768DSC_0715DSC_0846DSC_0873c1DSC_0174DSC_0124DSC_0085DSC_0147DSC_0186DSC_0156DSC_0169