Özgür Açılım

   

Türk Tipi Etkinlik Tarzı

13 Kasım 2009 09:54

İstanbul Büyükşehir Belediyesi her ay Kültür Sanat Bülteni yayınlıyor ve şehrin dört bir yanına serpiştirilmiş kütüphane, sinema, tiyatro vb. kültür merkezlerinde, ücretsiz olarak halkın ilgisine sunuyor.

Türkiye’nin dünyada ciddiye alınır bir üniversiteye sahip olmadığını hem kabul ediyor hem etmiyorum. Ediyorum, üniversitelerimizin hali ortada! Etmiyorum çünkü kültür sanat ve tarih dolu, dünyanın üç beş merkezinden biri olan İstanbul’u, bu güzel şehri başlı başına bir üniversite olarak görüyorum. Baş örtülü olsam da girebileceğim, bayramlarda, tatillerde gidebileceğim, sınavları olmayan, isteyene hayırlı ilmi de cömertçe veren bir üniversite!

Bu Büyük şehirde, duyurusu yapılan ve –becerip- yapılamayan yüzlerce etkinlik oluyor her ay.

Dün Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde, Reha Erdem Söyleşisi’ne katıldım.

Reha Erdem, bu ay TZT Kültür Merkezi’nde dört filmi (Hayat Var, Beş vakit, A Ay, Korkuyorum Anne) gösterimde olan, kendini bulabilme yolunda uzun bir mesafe kat etmiş, yetenekli, genç bir yönetmen.
Devamını Oku »

Her şey dahil gerçekler, bütün samimiyetiyle yer alıyor filmde. Köyde, ilk okulda, bir sınıfta, çocuklar etrafında geçiyor İki Dil Bir Bavul.

Olacak iş değil dersin, şayet olay Türkiye’de geçiyorsa sözünü geri alırsın: Olur kardeşim, olmadı; olduğu kadar artık!

Öğretmen olmuş gencecik bir çocuk, ilk görev yerine, uzak mı uzak bir köye gelir, elinde bir bavul. Annesinden ve şehrinden ayrılmıştır. Okula varır, elindeki anahtarlarla okulu açar, kendisini ‘börtü böcek’ karşılar. Su yoktur ama elektrik vardır, kesilmezse. Bu, ‘beklenenden’ de beklenmedik karşılamadan sonra öğretmenimiz, yürek dolusu hevesle öğrencilerini beklemeye başlar. Günler geçer, gelen giden olmaz. Gidip tek tek evlerden toplar öğrencilerini, eğitim öğretim yılını açar, film de zaten orda başlar!

Çocuklar tek kelime Türkçe bilmemekte, öğretmen tek kelime Kürtçe.. Burası fazlasıyla kürt köyüdür, Türk Devleti ve öğretmeninden başka yabancısı da yoktur.

Film bildiğimiz filmlerden değil. Dahası bir film mi yoksa belgesel mi, tam olarak, belli değil. İkisinden harmanlanmış lezzetli bir sos diyelim. Tıpkı Türk ve Kürt, bu ilk büyük işi kotarmış iki gencin yönetmenliği gibi.

Seyretmeyenler adından anlarlar ki iki dil ve dolayısıyla iki dünya var bu sine’masalda. Ancak seyredenler anlayacaklar ki iki dil daha yer alıyor hikayenin altında. Biri iyiliğin evrensel dili diğeri söz konusu zaman ve mekanda ‘kötülüğün’ dili.
Devamını Oku »

Yazan: Ammar Kılıç

Film kısaca, 1993 yılında Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir dağ karakolunda muvazzaf 40 erden oluşan bir timi anlatıyor. İçinde yaşadıkları ruhsal atmosferi, çatışma sahneleriyle zenginleştirerek 90’lı yılların puslu havasını perdeye taşımaya çalışıyor. Teknik olarak çarpıcı, hareketli ve kaliteli sahneler taşıdığını söyleyebiliriz.

Nefes filmi, Uzak İhtimal’le birlikte Ekim ayına damgasını vuran ikinci Türk filmiydi. Reklamı televizyonlarda iyi yapıldı ki izleyici sayısında ciddi bir fazlalık vardı. Terör sorunu üzerine ülkemizde çekilmiş film sayısı az; dolayısıyla birçok insan gibi bende de soruna ışık tutabilecek bir film olabilir mi sorusu belirdi. Ayrılıkçı tutumları ayaklar altına alabilen bir “asker” filmi izleyebileceğimi umdum.

Yanılmışım. Filmin genel karakteri statükoya sadakati öğütlemekten başka bir şey yapmıyordu. Filmi izlerken notlar aldım, dikkatli bir gözle izlemeye çalıştım. Bilinçsiz ve içi boş bir tepki göstermek istemedim.

Ali Murat Güven’in filmle ilgili söyledikleri bende şok etkisi yarattı. Filmin ufak tefek teknik unsurdan oluşan hatalarını bir kenara koyarsak eksiksiz bir yapım olduğundan bahsediyor, kendi askerliğini de o dönemde yaptığını hatırlatarak, filmi izlerken duygularının kabardığını filan söylüyordu. Hatta bu film, “kirli savaşın yitik evlatlarına gecikmiş bir saygı gösterisi”ydi.
Devamını Oku »

Çay, tespih ve bir ihtimal

28 Ekim 2009 18:52

uzak ihtimalHer zaman değil ancak bir şiir gösterime girdiğinde sinemaya gitmeli.

Uzak İhtimal, Mahmut Fazıl Coşkun yönetmenliğindeki ekibin ilk filmi. İlk’te mazur görülmesi beklenen belirgin bir eksik aksak barındırmayan, pırıl pırıl akan bir film.

Kilisede doğmuş, annesiz ve babasız büyümüş, rahibe olacak bir genç kız, adı Clara. İstanbul’a yeni gelip ona kapı komşusu olmuş genç bir müezzin, adı Musa. Mabetleri, evleri ve kalpleri yakında ama birliktelikleri uzakta iki insan. Film uzakların yakın olması için adımlanan fakat pek kat edilemeyen mesafe üzerine. Bu mesafe hikayesine filmin ortasında, yaşlı bir sahaf olan esrarengiz adam Yakup da katılır. Birbirine bağlanmış üç hayat vardır ortada, çözümsüz kalmış bir soru/n.. Giriş ve gelişmeden sonra bir çıkış bekliyor seyirci ama nafile; son yerine çıkışsızlık yazıyor bu filmde.

Türk filmlerindeki genel temayülün aksine, imam ve müezzin, bayağı değil olduğu gibi görülmüş. Bu bakış açısı filmin tamamına hakim. Gerçekliği yırtan, zorlayan, aşan herhangi bir unsur yok. Yine aynı şekilde, polisli sahneler de gerçeğe sadakat ile yansıtılmış. Polis, masumiyet karinesi nedir bilmemek, yetki aşımı.. Adı Musa olan İmam hatipli, suçsuz bir genci tokatlayan polisin neyi sembolize ettiği ayrı bir konu değil! Neyse ki polis de değişime tabii tutuluyor veya değişiyor artık.
Devamını Oku »

Edebiyat ve Sinemamız

27 Ekim 2009 12:51

Son zamanlarda, Türk sineması hakkında yapılan birçok haksız eleştiri var. Bu eleştirilerin dozunun artmasının ve eleştirenlerin her geçen gün kendilerini daha fazla haklı görmeye başlamalarının beraberinde iyi sonuçlar getireceğini düşünmüyorum. Yapılan eleştirilerin içeriklerine baktığımızda taklitçilik vurgusunun ön planda olduğunu görürüz. Sinemamızın en önemli yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan’ın Reha Erdem’in Zeki Demirkubuzun, Semih Kaplanoğlu’nun çok fazla Rus ve Fransız sinemasından etkilendiğini söylemek, hatta onların bizati taklitçi olduğunu söylemek haksız eleştiri noktasında sınır tanımamaktır. Bu durum daha emeklemekten yürümeye yeni geçen bir çocuğa sen niye hiç bir yere tutunmadan koşamıyorsun demeye benzer. Çocuk ilk önce etrafında kendisini destekleyecek bir şeylere ihtiyaç duyar. Koşabilecek kadar geliştiğinde isteseniz bile zaten tutamazsınız. Sokaklara, caddelere çıkar ve yeni hayatlar keşfetmeye atılır.

Son dönemde Türk sinemasının iyi bir ivme yakaladığını, yapılan filmlerin uluslararası alanda boy göstermesiyle anlayabiliriz. Yeşilçam çekirdeğinin çatlamasıyla filizlenen yeni Türk sineması doludizgin yoluna devam etmektedir. Bu dönemde zirve Nuri Bilge ceylanın dünyanın en saygın festivallerinden biri olan can film festivalinde en iyi yönetmen ödülünü alması olmuştur. Ne yazık ki ödülü alması daha çok eleştirilmesine da ruhsat vermiştir. Bunu yakaladığı popülerliğe de bağlaya biliriz.
Devamını Oku »

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    EA4EA5EA6EA1EA1EA1semih kaplanoğlu----semih kaplanoğlu--semih kaplanoğlu-semih kaplanoğlu54