Gülsüm Kavuncu
Ali Şeriati der ki “Mesela erkek olmanın dışında hiçbir fikri, ilmi ve ahlaki özelliği olmayan bir adam, ilmi bir toplantıya katılmakla yetinmez, emir yağdırma, rehberlik etme ve ahkam kesme hakkını da kendisinde görür.” ve yine Ali Şeriati der ki; “Oysa ben, sadece ‘kadın olmak’ gibi affedilmez bir suçumdan(!) dolayı yüksek tahsil görmüş, ilmi ve dini incelemeler yapmış, hayatımı ve keyfimi din, insani erdemler ve toplum hizmeti uğruna harcamış ve örtünmüş olsam bile yine de dini bir salonun ardiyesini atılır ve din adamları tarafından susturulurum.”
Varlığını kimi zaman reddettiğimiz, dile getirildiğinde inkar ettiğimiz ya da hep sonraya ertelediğimiz yüzyıllardır peşimizi bırakmayan ve çözülmedikçe de yakamıza daha sıkı yapışan bir gerçeklik “kadın sorunu”. Kadın ve erkek elbette fıtrat olarak birbirinden farklıdır. Allah farklılıkları kulları için bir tanışma, kaynaşma ve tamamlama için yaratmıştır. Farklılıkları üstünlük ya da fazlalık şeklinde algılayarak sorun haline getiren zihniyet bunu yalnız kadın için yapmamış aynı zamanda her türlü farklı dil ve ırk için de yapmıştır. Bu noktada sorulması gereken soru; doğamız gereği sahip olduğumuz farklı özellikler arasında neye göre bir hiyerarşi kurulduğudur.
Özgür Açılım Platformu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü’nde “Tevhid İnancı Ve Sosyal Yaşam” başlığıyla bir söyleşi gerçekleştirildi. Yoğun bir katılımın olduğu programın konuğu sosyolog Abdurrahman Arslan’dı.
Ali Bulaç’ın Zaman’da yayımlanan “İstanbul Sosyoloji’de Rezalet” başlıklı yazısından öğrendiğimize göre, İlahiyat öğrencisi iki genç kız, İ.Ü’ye bağlı bir enstitüye mekân olan Seyyid Hasan Paşa Medresesi’nde düzenlenen, Bulaç’ın da konuşmacı olarak katıldığı bir seminere alınmamışlar.
Ali Bulaç’ın konuşmacı olarak katıldığı “Sosyoloji öğrenimi” üzerine başlıklı programa;













