Eyüp’teki Silahtarağa Elektrik Santrali, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kent ölçekli elektrik santrali. 1914 ila 1983 yılları arasında İstanbul’a elektrik sunmuş. 1990 yılı itibariyle yasal olarak koruma altında olan Santral, 2004’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından İstanbul Bilgi Üniversitesi‘ne tahsis edilmiş. 2007 yılında da eğitim ve kültür sanat merkezi olarak Santralistanbul adıyla faaliyete geçmiş.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bu yeni ve özel kampüsü ile ilgili ansiklopedik bilgiler bir yana, bahsi geçen yere gelenler ilginç ve bir o kadar manidar bir tablo ile karşılaşacaklar.
Dünyada bir örneğine daha rastlanır mı bilinmez, bu tarihi ve doğal alana sonradan konan Üniversitede, orada, kanatlarının altındaki bir yapıyı dışlamış ve gizlemek için de elinden geleni yapmış. Bu yapı, bir Cami.
Devamını Oku »
Yazan: Bülent Şahin Erdeğer
Yazan: Bülent Şahin Erdeğer
Türkiye’nin gündemini yıllardır meşgul eden Ermeni soykırımı meselesi, Türkiye’nin Avrupa birliğine üyelik süreciyle bir kez daha ön plana çıkmış ve 12 Ekim 2006′da Fransa Parlamentosu’nun Ermeni soykırımı iddialarını suç sayan yasa tasarısını kabul etmesinin ardından dünyanın da gündemine oturmuştur. Ülkemizde ve dünyada büyük yankı uyandıran yasa teklifinin kabulüyle, yabancı basında Fransız siyasetçilerin oy kazanma peşinde olduğu yorumları yapılırken, bu teklifi “yerinde” bir adım olarak nitelendirenler de olmuştur. Olayın Türkiye ayağında ise, başta AB üyelik süreci olmak üzere Türkiye’nin önemli dış politika hamlelerini önlemek ve bu iddiaları tanımasını sağlayarak, tazminat taleplerine hatta toprak talebine giden bir süreci başlatmak olduğunu savunan görüşlere de yer verilmiştir. 1915’te neler olmuştur? O tarihte meydana gelen olaylar bir “soykırım” olarak adlandırılabilir mi? Türk tarafının “tehcir”, Ermenilerin ise “soykırım” dediği bu olaya, konuyla ilgili uzmanların görüşlerine yer vererek bir ışık tutulabilir.
İkinci Dünya Savaşıyla birlikte Kıta Avrupa’sında şehirler harap ve bitap insanlar ise sakat kaladururken tüm çehrelerde aynı sorunun okunadurduğu gözlemlenmekteydi. Bu soru tüm bu keşmekeşin ortasında çaresiz bir halde yaşantısını devam ettirmeye çalışan Avrupalı insanın artık sürekli ama sürekli olarak soracağı ve ısrarla cevabını arayacağı ‘bu hal neyin nesi’ sorusundan başkası değildi.












