Çöp Kokusu: Geri Dönüşüm İşçileri, Sergi – Film Gösterimi – Söyleşi
Filiz Işıker
“…. sonra bize nereye gidiyorsunuz diye soruyorlar. Ben şaşırıyorum sahi nereye gidiyoruz diye. En önden kervanbaşı bağırıyor: Hindistan’a diyor. Ben birden çok seviniyorum çünkü Hindistan’ı çöpte bulduğum bir kitapta görmüştüm ve çok merak etmiştim. Biri diyor ki: “Orada kağıt çokmuş. Çünkü çok büyük bir ülke, çok insan var. Bir kez toplarsan zengin olurmuşsun, bir daha toplamazmışsın. Başkaları da toplarmış sonra, herkes nasibini alırmış..”
Kağıtçı Mehmet’in rüyası
Bugün birkaç arkadaşla “Çöp Kokusu” isimli sergi, bir takım etkinlik ve söyleşiye katıldık. Moderatörlüğünü Ali Mendillioğlu’nun yaptığı söyleşiye Nail Kırmızıgül, Nevin Sungur ve Bülent Parmaksız konuşmacı olarak katıldı.
Ali Mendillioğlu- Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı / Yönetim Kurulu Üyesi
Ali Mendillioğlu, yıllarca Atık Kağıt İşçileri tabirini kullanıp şimdilerde ise kendilerini neden Geri Dönüşüm İşçileri olarak tanımladıklarını anlattı:
“Avrupa Birliği Uyum sürecinde 2004 yılında Avrupa Birliği Uyum Yasaları yönetmeliğinde “Ambalaj Atıkları Kontrol Yönetmeliği” ile ilgili yasal düzenleme yapıldı ve Türkiye’de çöplerde bir özelleştirme süreci başladı. Çöpteki bu özelleştirme diğerlerinden farklı, çöple insan arasındaki ilişki tek başına sektörel bir ilişki değil ama aynı zamanda yaşamsal bir ilişkidir ve aynı zamanda çöple insan arasındaki fiziksel ilişkiyi koparamazsınız.”
“Çöpten geçinen deyince aklımıza hemen çingeneler gelir. Ya da Türkiye’de 90’lı yıllarda uygulanan zorunlu göç politikasıyla birlikte Kürtler Büyükşehirlere yerleşti onlar. Ya da sokak çocukları ve sokakta yaşayanlar gelir çöp deyince aklımıza, ya da geçmişte sabıkası olan adli hükümlüler gelir. İnsanların yaşama tutundukları son noktadır belki de çöp.”
Lisanslı şirketler devreye girdikten sonra ciddi problemler yaşanmış. Antalya’da belediyenin kötü muamelesi var toplayıcılara karşı. Göz yaşartıcı sprey kullanılıyormuş gece yarısı bir kağıtçı görüldüyse eğer sokakta. Ciddi şiddet uygulanıyor dirençle karşılaşınca.
Mendillioğlu, Antalya’da, 300 toplayıcı üzerinde bir araştırma yaptıklarından söz etti. Yaklaşık 4000 tane toplayıcı var. 300 kişinin 180’i eski sabıkalı çıkmış bu araştırma sonucunda. Antalya’da toplayıcılara müsade edilmiyor çünkü bu insanların bir korku yarattığını düşünüyormuş yetkililer.
Bülent Parmaksız – Ziraat Mühendisi/Türkiye Gerçeği Dergisi Yazarı
Parmaksız, konuşmasına, “Yoksulluk” mevzusuyla başladı. Dört başlık halinde bu mevzuyu ele aldı.
Bu başlıklar şöyle; Yokslluk ve nedenleri, kapitalizimdeki değişim ve dönüşüm ve kapitalizmin yoksulluğa neden olması. Devlette değişim dönüşüm ve yoksulluk kavramı ve son olarak da yoksulluğun nasıl değiştiği.
“Yoksulluk özel mülkiyetin ve üretim araçlarının değişimi sonucu ortaya çıkmıştır. Ücretli emek ilişkisi sonucu ortaya çıkıyor yani yoksulluk bir sonuç. Bireysel bir sorun değil sistemin ürettiği bir sorun. Yoksulluğu, teknoloji özellikle üretiyor kapitalizmin içersinde ve istihdam yaratmıyor. İş saatlerinin indirilmesi gerekiyor ama kapitalist sistemde bu mümkün değil. Rekabet ve kar oranlarından dolayı. İkinci neden de krizler. Harcamalar artıyor kar oranları düşüyor ve krizi tetikliyor. Finans alanına kayıyor kriz. Bu da yoksulluğu ve işsizliği üretiyor. Kapitalizm sermaye birikim sürecidir.”
Parmaksız, konşmasına kapitalizmin yoksulluğu nasıl ürettiğini anlatarak devam etti. İthal ikameci dönemden ve dışa dönük büyümeden, 80 sonraki süreçten bahsetti. Tüketim için üretim yapılmaya başlandığı bunun da geç kapitalistleşen ülkelerde sorunlara neden olduğundan bahsetti. Sonuç olarak kapitalizmin farklı evrelerde devam ettiğini ve Türkiye’nin 1930’lardaki devletçilik fikrinin de farklı algılandığından söz etti. Devletin değişim ve dönüşümünü de paranın uluslararasılaşmasında meta ihracı yerine sermaye ihracının aldığına vurgu yaptı. DPT 60’lada kurulmuş ve bu sosyal devletin gerekliliği gibi gösterilmiş aslında öyle olmadığını ve sermayeler arasındaki çelişkileri çözme gibi bir işlevi olduğunu söyledi. 90 sonlarına kadar da partilerin işlevleri azaltıldığından ve uzman kurumların kurulduğundan bahsetti. 90 sonrası ise süreç, çok daha sert yaşanmış ve bütün bu süreçlerin toplamı neo-liberal süreçler olarak tanımlanabilir dedi.
Son olarak yoksulluğu, gecekondulaşma ve dönüşüm sürecinde ele aldı. Kentsel dönüşüm sürecinin insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini anlattı. Burjuvaların yoksulları görmek istemediği için şehrin dışına atıldığını söyledi.. Neo-liberalizmde yoksulluk kişisel bir sorun haline getirilip, toplumsal sınıflarla düşünme süreci ortadan kalktı son otuz yıldır. Her şeyin, suyun bile metalaştığı bir dönem olduğunu söyledi. Sendikaların da yok edildiğini söyledi.
Nail Kırmızıgül- Oyuncu
Nail Kırmızıgül, “Gece Onbirkırkbeş filmi”nde kağıt toplayıcısını oynadı. Deneyimlerini aktarmak üzere oradaydı.
Filme başlamadan önce geri dönüşüm işçilerinin aslında o kocaman arabayla dahi ne kadar görünmez olduğunu dile getirdi. Filmden sonra bu işi yapan ne kadar çok kişi olduğunu fark ettiğini belirtti. Filme hazırlık sürecinde bu işi yapan insanların yaşadıkları yerlere gidip ne kadar zor şartlar altında yaşadıklarına şahit olduğundan bahsetti. Filmlerde eskiden patron karakterinin daha babacan, sevimli olduğunu ve hicap duyduğunu, ama ne yazık ki gerçek hayatta öyle hicap duymadıklarını, günümüze geldiğimizde de kazanılmış bazı hakların kaybedildiğinden bahsetti. Toprağından ve evinden koparılmış insanların yaptığı bu işin bile onlara çok görüldüğünü ifade etti.
Popüler bir alandan geldiğini ve bunun onun için bir dezavantaj olduğunu, bir oyuncunun yaşadığı ülkede olup biten tuhaf olaylara ve haksızlıklara karşı çıktığında küçümsendiği ya da dışlandığından bahsetti. Üzerine düşen ne ise onu yapabileceği ve destek vereceğini söyledi. Örgütlü olmanın önemine vurgu yaptı. Medyada şiddete uğrayan kağıt toplayıcılarının yer almadığını söyledi.
Nevin Sungur – Gazeteci / Belgesel Yapımcısı
Ana akım medyanın yoksulluğu farklı hikayelerle ele aldığını, bunların satan hikayeler olduğunu söyledi. Ali Mendillioğlu ve Katık dergisiyle nasıl tanıştığını anlattı. Bu toplumda görünmez olmanın ne demek olduğunu sorgulamaya başladığını söyledi Katık üzerinden. Kağıt işçilerinin daha fazla dikkatini çekmeye başladığını söyledi. Çöpün üzerine daha çok kafa yorduğunu, bunun sıradan bir şey olmadığını söyledi. Çöpün varlığının insanın yaşadığı anlamına geldiğini ifade etti. Ve çekeceği belgeselin çıkış noktalarını bu bağlamda ele aldığını söyledi. Yoksulluk , göç sonrası oluşan yoksulluk ve buna maruz kalan insanlar üzerine kafa yorduğunu, ve bu insanların hikayelerini bir şekilde duyurmak istediği için bu belgeseli çekmek istediğini ifade etti. İstanbul Belediyesi’nin atık konusunda takındığı tavırlardan bahsetti. Çöpün belediye tarafından nasıl değerlendirildiği ve sokak toplayıcılarının burdaki rolünün görmezden gelindiğini söyledi. Sisteme nasıl entegre edilmeye çalışıldığını ve bunun sömürüye dayalı bir sistem olacağından bahsetti. Belgeselin çekim aşamasındaki izlenimlerini, kağıt işçilerinin birbiriyle nasıl dayanışma içinde olduğunu anlattı.
Program, soru cevap şeklinde devam etti. Ali Mendillioğlu, farklı semtlerde işe çıktıklarında çok ilginç verilerden bahsetti. Mesela semtlere göre o semtte yaşayanların neler tükettiğini o semtteki çöplere bakarak anlaşıldığını ifade etti ve bunun bu şekilde kullanılabilecek bir alan olduğuna vurgu yaptı. Sonuç olarak, kağıt toplayıcılığının çok farklı yönlerinin olduğunu vurguladı. Herkesin bu konuya kafa yorması gerekliliğine inandığını söyledi.
Özgür açılım olarak, bu mevzuya kafa yorup, “bu alanda neler yapabiliriz, ne şekilde destek olabiliriz” üzerine düşünme fırsatımız oldu.
Son söz ; Çöplerimizi atarken işçilere kolaylık olsun diye en azından çöplerimizi ayırıp atalım!




















Güzel bir sergi ve söyleşi’ydi. Emeği geçen Katık ve Söz Dergilerine, orada bulunan ve haber olarak paylaşan ”Özgür Açılım’a” teşekkürler.
sergiyi ve söyleşiyi düzenleyen,emeği geçen herkese ben de kendi adıma ve özgür açılım adına teşekkür ederim . sergiyi ve söyleşiyi çok anlamlı buldum çok güzeldi. kendi adıma çok şey öğrendim. farkında olmadığım birçok şeyin farkına vardım.
emeği geçen herkese selamlar.eskıden “kağıtçıydık” şimdi ise “geri dönüşümcü” değişen sadece ismimiz oldu.ancak ierleyen zamanlarda onursal yaşamın temınatını güvenceleştırmek de bizim elimizde.bunun için devrımler tarıhıne adımızı altın harflerle “KAĞITÇILAR DEVRİMİ”yazdırmak ta bızım elımızde ne olacaksa buna ancak bız karar verebılırız bu ınançla herkese bol çalışmalar… ANTALYA DAN BIR KAĞITÇI