Edebiyat ve Sinemamız
Son zamanlarda, Türk sineması hakkında yapılan birçok haksız eleştiri var. Bu eleştirilerin dozunun artmasının ve eleştirenlerin her geçen gün kendilerini daha fazla haklı görmeye başlamalarının beraberinde iyi sonuçlar getireceğini düşünmüyorum. Yapılan eleştirilerin içeriklerine baktığımızda taklitçilik vurgusunun ön planda olduğunu görürüz. Sinemamızın en önemli yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan’ın Reha Erdem’in Zeki Demirkubuzun, Semih Kaplanoğlu’nun çok fazla Rus ve Fransız sinemasından etkilendiğini söylemek, hatta onların bizati taklitçi olduğunu söylemek haksız eleştiri noktasında sınır tanımamaktır. Bu durum daha emeklemekten yürümeye yeni geçen bir çocuğa sen niye hiç bir yere tutunmadan koşamıyorsun demeye benzer. Çocuk ilk önce etrafında kendisini destekleyecek bir şeylere ihtiyaç duyar. Koşabilecek kadar geliştiğinde isteseniz bile zaten tutamazsınız. Sokaklara, caddelere çıkar ve yeni hayatlar keşfetmeye atılır.
Son dönemde Türk sinemasının iyi bir ivme yakaladığını, yapılan filmlerin uluslararası alanda boy göstermesiyle anlayabiliriz. Yeşilçam çekirdeğinin çatlamasıyla filizlenen yeni Türk sineması doludizgin yoluna devam etmektedir. Bu dönemde zirve Nuri Bilge ceylanın dünyanın en saygın festivallerinden biri olan can film festivalinde en iyi yönetmen ödülünü alması olmuştur. Ne yazık ki ödülü alması daha çok eleştirilmesine da ruhsat vermiştir. Bunu yakaladığı popülerliğe de bağlaya biliriz.
Sanatın bir dalı hakkında bir değerlendirme yapılırken çok yönlü düşünülmelidir. Herhangi bir sanat dalı salt kendisine bağlı gelişimini hiç bir etkiye maruz kalmadan sürdüremez. Sinemanın da etkilendiği sanat dalları mevcuttur. Fotoğraf sanatı, edebiyat, tiyatro sinemanın yoğun olarak etkilendiği sanat dallarıdır. Bu sanat dalları arasında edebiyata değinmek istiyorum.
Rus ve Fransız sinemalarını bu seviyeye getiren derilikli ve özgün bir edebiyat geleneği olduğunu unutmamalıyız. Hemen akla bizim edebiyatımız onlardan aşağımı sorusu gelebilir. Ancak bu durumu değerlendirirken dönemsel düşünmeliyiz.13–14.yüzyıldan 18.yüzyıla kadar süren orijinal, derin, sanatın doruk noktasına ulaşmış bir divan edebiyatı geleneği vardır. Bu müthiş edebi gelenek döneminde, bir daha seviyesine zor çıkılır bir edebiyat zevki ve anlayışı oluşturmuştur. Fuzuli, Baki, Nef’i, Nedim bu zevkin farklı asırlardaki en büyük temsilcileri olmuşlardır. Ancak Osmanlının siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda duraksamaya ve hatta gerilemeye başlamasıyla, yanı başımızdaki dörtnala ilerleme ve zenginleşme periyoduna giren batıyı örnek almamız aydınlarımızca(!) farz kılınmıştır. Daha sonra gelen Cumhuriyet döneminde de üretkenlik haricindeki bir taklitçilikle batının izinden gitmeye devam edilmiştir. İşte tüm bu sebeplerdendolayı edebiyat geleneğimiz doruktan yamaçlara oradan da bataklıklara doğru hızlı bir düşüş yaşamıştır.
Bu günkü vaziyetimiz ancak o bataklıktan kurtulma çabamızdır. Divan edebiyatından sonraki edebiyat geleneğini bir Fransız ve Rus edebiyatı ile kıyaslamak için, Balzac ve Dostveyski isimleriyle Şinasi, Ziya Paşa gibi isimleri yan yana koymak yeterlidir.
Öte yandan fotoğraf sanatı da sinemayı etkileyen sanat dalları arasında saydık.ülkemizde sinemanın nitelik kazanmasında fotoğraf unsurunun da kullanılması son derece önemlidir.görsellikte anlam derinliğinin sağlanması,dakikalarca diyalogla anlatılması mümkün olmayan duygusal bir yoğunluğu anlatabilmesi açısından fotoğraf sanatı çok önemli vazifeler
Yüklenmektedir. bu noktada söylediklerim somutlanması için Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğrafçılıktan geldiğini belirtmekte fayda var. Reha erdem in5 vakit isimli filmi fotoğrafik kareleri açısından görülmeye değerdir. Ayrıca bu film Amerika’daki önde gelen bir yayın kuruluşu tarafından son 10 yılın en iyi filmleri sıralamasında 5. sırayı alması bakımından bir gurur kaynağıdır. Bu filmlerin ardında semih Kaplanoğlu’nun süt ve yumurta isimli filmlerini de saymamak olmaz. Bu filmler de fotoğrafın başarılı bir şekilde kullanılmasıyla öne çıkmaktadır.
Bu meseleyi Küreselleşme olgusuyla da ele almamızda fayda var. Dünyanın giderek küçük bir köy halini almaya başlamasıyla beraber kültürel küreselleşme de hızını alamamaktadır. Böyle bir ortamda milletler arası siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel etkileşim son derece tabi bir hadisedir.bu sebeple sinemamızın batı sinemasından etkilenmesi ancak kendi yolunu bulana kadar devam edecektir.
Bu noktada yapılan baltalayıcı eleştirilerin bize hiçbir şey katmayacağı aşikar.yaşanılan değişimler ve gelişim göz önüne alınarak yapılacak yanlışları da gösterici ancak yapıcı eleştirilere kuvvetle ihtiyaç duyulmaktadır.tüm dünyanın pür dikkat izlediği bir sahneye çıkıp aldığım ödülü yalnız ve güzel ülkeme armağan ediyorum gibi bizleri gururlandıracak ve duygulandıracak sözleri sarf edecek nice başarılı sanatçılarımızın çıkmasını temenni ediyorum.
Yazan: Özgür Yalçın








Son Yorumlar