Özgür Açılım

   

Gerçeklik Ve Hakikate Dair

27 Ekim 2009 16:53 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 170

Varlık üzerine tartışadurulan önemli problemlerin başında şüphesiz ki gerçeklik ve hakikat ilişkisi ve bu ilişki üzerine var olan argümanlar gelmekteler. Öyle ki bir yanda var olan nesneler dünyasını birer tasavvur, algı yada yanılgıdan ibaret olarak tanımlayarak kuru bir anlamda hakikatin peşine düşenler öte yanda ise nesneler dünyasının ardında bir giz,plan, erek yada ayrı bir hakikatin olmadığını idda edenler…dikkat edilirse bu öyle bir çatışma ki kuru bir hakikatin peşinde koşanlar müşahedeyi, yalnızca nesneler dünyası diyenler de gaybı inkar ederek neticede insanlığı kaos ve bunalıma sevketmekteydiler…

Hiç kuşkusuz ki salt kuru hakikat arayışçıları maddi alemin birden fazla manada tezahür eden gerçekliklerini ve gerçekliğin düzeylerini küçümsemekle zihinsel yanılgıya düşmekle beraber çok önemli bir noktayı da yadsımış bulunmaktaydılar. Bu nokta gerçekliğin hakikatle olan ayrılmaz bütünlüğüdür. Gerçeklik, aynı zamanda HAK’la ilişkilidir ve onu var oluş sahnesine çıkaran tarafından da ‘hak’ olarak tanınmaktadır ve yaratılış da şüphesiz ki bu hakkın parçasıdır. Eğer ki gerçeklik olmasaydı en azından halkın büyük bir çoğunluğu ne hakikat ne de HAK hakkında bir bilgi sahibi olamayabilirdi. Bu anlamda H.Z. İbrahim’in evrende rastladığı olaylar üzerindeki akıl yürütmeleri neticesinde hakikate ulaşması üzerinde durulması gereken çok ama çok önemli bir olaydır

‘sonra, gecenin karanlığı bastırdığı zaman gökte bir yıldız gördü ve haykırdı: işte bu mu rabbim! Ama yıldız kaybolunca ‘ben batan şeyleri sevmem’ diye söylendi. Sonra , ayın doğduğunu görünce ‘budur benim rabbim’ dedi. Ama ay da batınca ‘gerçekten, eğer rabbim beni doğru yola iletmezse ben kesinlikle sapıklığa düşmüş kimselerden olurum’ dedi. Sonra, güneşin doğduğunu görünce ‘işte benim rabbim bu! Bu hepsinin en büyüğü! Diye haykırdı. Ama o da kaybolunca ‘ey halkım’ diye seslendi. ‘ bakın sizin yaptığınız gibi, Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun! Bakın ben, batıl olan her şeyden uzak durarak yüzümü gökleri ve yerleri var eden Allah’ a çevirmekteyim; ve ben O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!.’ EN’AM SURESİ 76-79

Görüldüğü gibi HZ. İbrahim kıssasında dikkat çeken husus var olan nesneler dünyasından hareketle bu nesnelerin ardındaki hakikate varılmakla birlikte ayrıca kalp ile bütünlük arz eden aklın da işlerliği ön plandadır. Allah, elbette ki nesneleri, maddeyi ve dünyayı bir hak üzerine yaratmıştır ve bu açıdan varlık gerçektir ve gerçekliğin de apaçık bir ifadesidir. Bu bize aynı zamanda kuru hakikatçıların idda ettiğinin aksine her biri birer yanılgı olan şeyler Allah’ın varlığı, ilmi, kudreti ve sanatkarlığı açısından birer delil olamazlarIı net bir biçimde ifade etmektedir… Nesneler dünyasının sahip olmuş olduğu ihtişam ve sanatkarlığın Sonsuz kudret sahibi büyük sanatkarın apaçık birer göstergesi olduğunu Said Nursi şu ifadelerle dile getirir;‘mesela nasıl ki mükemmel bir eczane ki; her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet meharetli ve kimyager ve hakim bir eczacıyı gösterir..öyle de, küreyi arz eczanesinde bulunan dörtyüzbin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zihayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde küre i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakimi zülcelali hatta kör gözlere de gösterir, tanıttır.’ İla ahir….bu gibi örneklerin nihayetinde ‘işte bu fenlere kıyasen yüzer fünundan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususi ayinesiyle ve dürbünlü gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kainatın Halıki zülcelalını esmasıyla bildirir, kemalatını tanıttır diyerek net bir biçimde nesneler dünyasının ardındaki hakikate dikkat çeken said nursi böylelikle hem hakikatsiz gerçekçilere hem de gerçekleri birer yanılgı ve algı olarak düşünerek bunlardan kopan kuru hakikatçilere cevap vermekteydi. Ve ayrıca materyalist düşünür Voltaire de ilginç bir noktaya temas eder. Bir gece gökteki yıldızları inceleyerek aynen şu cümleleri dile getirir ‘ya gökteki her bir yıldız birer mühendistir yada bu yıldızların ardında dahiyane bir mühendis söz konusudur’ ama işte gerçekliğin maddi tarafından mana tarafına geçemeyen voltaire hiçbir zaman o dahi mühendise varamayacaktı…

‘onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman olan ALLAH tan başkası boşlukta tutmuyor’ mülk suresi-19 Kuşun kanat çırpması, boşlukta yol alması bir bilgi konusu olmakla birlikte bu gözlem bir gerçeklik ve gerçekliğin ardındaki sır ise hakikatin ta kendisi olmaktaydı.. bu durumu ayrıca şu şekilde de örneklendirebiliriz. Süleymaniye Camisi şüphesiz ki gözlemlediğimiz, dokunduğumuz bir gerçektir ve elbette ki bir sanat ifadesi olan bu gerçeğin Mimar Sinan gibi bir sanatkarının da olduğu apaçık bir hakikat olmakla birlikte caminin var oluşunun da ereği insanların ibadetlerini yapabilmelerini sağlamaktır.. burada cami Mimar Sinan’ın sanatkarlığını bizlere gösteren bir gerçek ve cami üzerindeki sanata dair müşahedemiz ise Mimar Sinan’ın sanatına dair hakikatin kendisi olmaktadır. Ayrıca şu da çok önemli bir husustur. Biz cami üzerinde ya da içerisinde Mimar Sinan’ın varlığını görememekteyiz ama bu caminin bir sanatkarının olmadığını anlamına gelmeyeceği üzere camiden kat be kat daha büyük bir sanat olan kainatın yaratıcısının varlığını sırf kainat içerisinde göremiyoruz diye inkar etmek de ayrıca bir yanılgıdır ki bu gaybın iflah olmaz kuru bir gerçeklik anlayışı üzerinden inkarıdır. ‘onlar sağır, dilsiz ve kördürler…’ bakara suresi-18 Evet, şehrin ıstırap yüklü sokaklarını, sömürünün buram buram hissedildiği fabrika ve tarlaları,kulların kullara kul olduğu bu alabildiğince kaos içerisindeki yeryüzünü sırf kuru bir hakikat arayışında olan zavallılar yığını elbette ki göremeyeceği gibi anne sütünün yokluğunundan ötürü ağlayarak ölen bebeklerin haykırışlarını da yeryüzünün mazlumlarının adalet ve özgürlük taleplerini de işitemeyecek ve hiçbir zaman gerçekler dünyasının ardındaki Hakikatin kendilerinden istediği şahitliği de yapamayacaklardır…zira onlar tevhidinin dile getirdiği hakikat-gerçeklik bütünlüğünden mahrum ve kopuk bir halde çıktıkları hakikat yolunda boğulmaya mahkum zavallılardan başkası değildirler zira onlar sağır, dilsiz ve kördürler..Evet ,,maddi gerçekliği aşan, ona hayat veren, canlılık katan, düzen ve nizam bahşeden, onu yönlendiren şeklini formunu veren ve ona anlam ve gaye katan üst Hakikati göremeyen salt gerçekçiler de maalesef ki düzenin düzenleyicisinin, bir sanat ifadesinin ardındaki sanatkarın inkarına yuvarlanadurdukları bu evrende manadan kopuk bir hayatın da basit ve ayrıca buhranlı birer parçaları olmaktan da kurtulamayacaklardı. Onlar bir kuşun kanatlanışının ardındakini göremiyor, bir kedinin HAKİKAT diye seslendiğini işetemiyor ve nihayetinde hakikat diyemiyorlardı zira onlar sağır, dilsiz ve kördürler… ‘La’ ama her türlü buhran ve yanılgılara LA diyen biz Müslümanlar ise bir kez daha tevhidin bütünselliğini bütün benliğimizle müşahede etmekteyiz ki bu müşahede madde ile mananın bütünselliği idi..bir maddeler bütünlüğü olan kainat ve bedenimiz dikkatle okunduklarında, gözlemlendiklerinde bizleri ısrarla manaya taşımaktalar ve hayatın ve kendimizin başı boş bir şekilde var olmadığını bilakis bir gaye çerçevesinde yaratılmış olduğunu apaçık bir halde dile getirmekteler… Tevhid her şeyden önce bizleri İbrahim’i bir yolculuğa davet ederek mana ile maddenin akıl ile kalbin bütünselliği ile put alanlarından sömürü düzenine meydan okuyarak ve ezilenlere örneklik, yarenlik ederek geçmemizi beklemektedir.. ama bu kudsi vazife gerçekliğe gözlerimizi kapatarak olamayacağı gibi gerçekliğin ardındaki hakikate de kulaklarımızı tıkıyarak da olamayacaktır… Hakikati ara özgür insan hakikati ara…ama şehrin tozlu yollarında, çocukların gözlerinde, direnişçilerin umut dolu hayallerinde, anaların yüreklerinde ve eli nasırlı emekçilerin alın terlerinde….her bir zerresi bir sanat ifadesi olan kainatın ta kendisinde hakikati ara usanmadan bıkmadan ve unutma ki kendisini aradığını hisseden hakikat elbette ki en yoğun enkazların altında da olsa en aşılmaz duvarların ardında da olsa işte buradayım diyecektir sana tatlı iniltilerle!

Yazan: Adnan Akan

Benzer Yazılar

DeliciousDesign BumpFacebookDiggDesign FloatMixxRSS FeedStumbleUponTechnoratiTwitterGoogleLinkedIn

Yorum Ekle

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    EA4EA5EA6EA1EA1EA1semih kaplanoğlu----semih kaplanoğlu--semih kaplanoğlu-semih kaplanoğlu54