HAYATI ISKALA(MA)YAN EDEBİYAT ÜZERİNE

Şub 28, 2011 by

Seda Erdoğan

 

Özgür Açılım Platformu 27 şubat Pazar günü Özgür Yazarlar Birliği genel başkanı,Tokad Derneği  Yönetim Kurulu Üyesi ve Tasfiye Edebiyat Dergisi yayın kurulu üyesi olan Ahmet Örs’ü ve Tasfiye Dergisi yayın ekibini konuk ederek “Hayatı Iskala(ma)yan Edebiyat” başlığı altında bir söyleşi gerçekleştirdi.

28 Şubat arifesinde gerçekleşen söyleşiye Ahmet Örs mücadele kavramını açıklayarak başladı.Mücadelenin bütününün parçalardan oluştuğu,parçaların birbirlerini beslediği bu çerçeve içinde temel olarak tevhid  ve adaleti almamız gerektiğini vurguladı.Aynı zamanda bu mücadelenin tanımlanmasının somutlaşması açısından önemli olduğunu dile getiren Örs,mücadelenin oluşturduğu yoğun düşüncenin edebiyat,yazı ve sanat ürettiğini,bunları besleyen kaynağın mücadele olduğunu belirtti.

Direniş hafızası oluşturmamızı ve direncimizi ne salt entellektüel birikimle nede sadece alanlarda yapabileceğimizi  ifade etti.Yazıdaki direnişi besleyenin ameli direniş olduğunu vurgulayarak bu hafızanın oluşumunun ikisinin bütünü olduğunu söyledi.28 Şubat döneminden sonraki direniş hafızasının yokluğunu direnişin olmamasına bağladı.

Kaygımızın hayatla buluşan edebiyat olması gerektiğini belirten Örs ikinci yeni akımının,imge,çağrışım ve soyutlamalarla,bireyin yalnızlığı,sıkıntıları,çevreye uyumsuzlukları gibi temalarla küçük insanları anlattığını vurguladı.Sanat için sanat anlayışı içerisinde olan bu akımın hayatla buluşma noktasındaki sıkıntılarını dile getirdi.Bu bağlamda insanın içine yürüyen şairler,hikayeler olması gerektiğini,çiçek-böcek edebiyatı dediğimiz edebiyatın kişiyi hayattan koparttığını,insanın sonsuz hırslarını,tüketimi bir veri olarak kabul ettiğini bu sebeple direnişi ayakta tutamadığını anlattı.

28 Şubat’ın Türkiye’de derin izler oluşturan bir süreç olduğunu,bizim sürekli 28 şubat soğuğunda yaşayan bir halkın evlatları olduğumuzu ve bunu anlatan edebiyatımızın,belgesellerimizin,olması gerektiğini,direnişi ancak bu şekilde ayakta tutabileceğimizi fakat bu alanlarda hala derli toplu bir fotoğrafın oluşmadığını ifade etti.

Yaşanmışlıkların unutulmaması,direnişin canlanması için,bunların unutulmayacak alanlara taşınılması gerektiğini belirtti.Aynı zamanda Edebiyat öğretmeni olan Ahmet Örs bir kürt köyünde öğretmenlik yaparken dikkatini çeken birkaç olayı anlattı.Derste sesli-sessiz uyumunu anlatırken “bunun Kürtçedeki karşılı nedir?” sorusuna öğrencilerden birinin “devlet bırakmıyor ki öğrenelim” cevabı üzerine Müslümanlar olarak hiçbir zulme boyun eğmememiz gerektiğini vurguladı.Elbette ki bazı dillerin zaman içerisinde yok olabileceğini fakat bir dilin(Kürtçe) cebren kaybettirilmeye çalışılmasının Allah’ın ayetlerine açılmış bir savaş olduğunu ifade ederken,neden İslami çevrelerde Türkçe edebiyat yapan dergilerin Kürtçe sayı çıkaramadığını sorguladı.

Edebiyatın vicdandan,insaniyetten,acıdan beslendiğini ve hayata dokunmadan insanların acılarına dokunulamayacağını dile getiren Örs sosyal adalet anlayışının,ezilenlere ezildiklerini fark ettirme ,zulme ve sömürüye başkaldırının Tasfiye’nin ana damarlarından biri olduğunu dile getirdi.

Tasfiye’nin edebiyat camiasında bilinçli olarak görmezden gelindiğini,edebiyata müslümanca dokunma çabası içinde olmamız gerektiği,birileri iktidarın rahatlığını yaşarken,Tasfiye’nin birilerinin rahatını,konforunu bozma çabası içinde olduğunu ifade etti.

İdeolojik edebiyat eleştirisine ise;ideoloji bakış açısı oluşturur yanıtını verdi.

İslami camiadaki bildirilerimizde,şiirlerimizde,öykülerimizde,yani edebiyatımızı ya da söylemimizi oluşturan bir yazıda sırf kimliğimizi belli etmek için Kur’an’i  bir kavram,kullanmak zorunda olmadığımızı,eğer kimliğimiz ve işaret ettiğimiz nokta netse oluşturduğumuz  şeyin zaten müslümanca olduğunu anlattı.

Tasfiye’nin çizgisini belirtmeye çalışırken,konforu bozma,risk alma,herkesin rahat olduğu,tüm şartların Müslümanların lehine olduğu düşünülen bir zamanda muhalefet etmenin camia tarafından görmezden gelinmeyi getireceğini belirtti.

Edebiyatın konforu bozması gerektiği,insanları tedirgin etmesi gerektiğini vurgulayan Ahmet Örs hayatı ıskala(ma)yan edebiyatın bu minvalde olacağını dile getirdi.Tasfiye’nin edebiyatın halk için aynı zamanda halkın içinden oluşturduğunu ifade etti.

Protesto ve direniş kavramlarının ayırımın yaparak,protesto bir çizgiye dönüşmüyorsa orada sorun olduğu,ve çizgini belirlemezsen o bilincin kaybolacağını vurguladıktan sonra, ancak daimi direnişle itminan olarak Rabbimize gideceğimizi  belirtti.

Related Posts

Tags

Share This

Leave a Comment