Hayri Kırbaşoğlu’yla Söyleşi
Meryem Rabia Taşbilek
Özgür Açılım Platformu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü’nde bu kez Prof. Dr. Mehmet Hayri KIRBAŞOĞLU’nu konuk ederek “Sünneti Nasıl Çağa Taşırız?” başlığıyla bir söyleşi gerçekleştirdi.
Kırbaşoğlu; sözlerine sünnet algısı ve bu algıdaki kırılmalara dikkat çekerek başladı.
Modern, kapitalist sistemin insan fıtratını tahriple ortaya çıkardığı seküler insan tipinin, kainattaki ayetleri tahrip ederek, aslında Allah’a karşı bir meydan okuyuşa soyunduğunun farkına varmamız gerektiğinin altını çizdi. Bu nedenle ilk etapta bilhassa Batı’nın kendisini, kendinden kurtarmamız gerektiği misyonunu bizlere hatırlattı. Önce zihniyet alanında bir hesaplaşma, değişim ve dönüşüme muhtaç olduğumuz sistemde, ithal takıntısından azade model oluşturma sorumluluğumuza atıfta bulunan Kırbaşoğlu, Batı tipi kontrolsüz büyümeden sakınmamız gerektiğini vurguladı. Namaz kılan, kiliseye giden, solcu, marksist her kesimden küresel sisteme hizmet eden tüketim robotları haline getirilmeye çalışılan insanlığın bir parçası olarak, bu sürecin içselleştirilme çabalarına karşı bireysel ve toplumsal önlemler almamız gerektiğine dikkat çekti. Komşusu açken tok yatanın bizden olmadığını vurgulayan bir peygambere iman etmiş müminlerin, şimdilerde “Abdestli Kapitalist” olmaklıkta hayli ileri gidip, aç komşuların varlığını onları görmezden gelerek, bu gerçeklikten izole residanslara taşınarak bu sorunu ortadan kaldırdıklarından yana dem vurdu.
Sizden iyiliği emredip, kötülükten nehyeden bir ümmet olsun!, ayetini; aranızda böyle bir zümre bulunsun olarak algılayıp bu vasıflara sahip olma sorumluluğunu bir kısım insana tahsis etmekten ziyade, bu şahitliğin hakkını verecek bir ümmet olun manasında genel bir emir olarak algılanması gerektiğini, bu alanda mücadelenin de, şahit olup, tanı koymak ve sonrasında kötülükle mücadele ve alternatif/ler geliştirmeden geçtiğini Hayri Kırbaşoğlu’nun paylaşımlarıyla daha bereketlice kavramış olduk.
İslamizasyon politikası güden 4 ülke; Pakistan, Suud, Suudan, İran’ın da şuan kendilerine yükledikleri anlamla kıyaslandıklarında fiyaskoyla sonuçlandıkları serzenişinde bulunan Kırbaşoğlu, Tunus ve Türkiye’deki Pozitivist Laik uygulamaların hayatımızdaki olumsuz tezahürlerine dikkat çekti. Arap dünyasının Türkiye’ye dair izlenim ve analizlerinde gerçekleri bulandıran romantizmden sıyrılıp, serinkanlı ve işlevsel bir realizme muhtaç olduğunu ifade etti..
Ülkemizde günde üretilen yaklaşık 140 milyon ekmeğin her gün %10’unun, yani 14 milyonluk kısmının çöpe atıldığını sözlerine ilave eden Kırbaşoğlu, Kuran’da “Saçıp, savuranı Şeytan’ın arkadaşları” olarak tasvir eden bir Allah’a iman etmenin bizlere yüklediği misyon ve sorumluluk üzerinden bir sağlama yapılacak olursa, Türkiye’nin %99’u “Müslüman”dır söyleminin tekrar ciddiyetle gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
Ve yine Müslümanların; İslam’ı genel itibariyle keşfedilecek bir şey olarak görmemelerinin sonucu Kuran’ın bizi aziz kıl/a/madığını dillendirdi. Kendilerinin Şeriatı uyguladığını iddia eden bazı yönetimlerin yoksulluğu gidermeksizin hırsızların ellerini keserek göstermelik uygulamalarda bulunduklarına değinip, örneğin Suud; hakiki manada Şeriatı uygulama konusunda samimiyse kravatlı hırsızların, Amerika’nın elini kesmeli değil midir? şeklinde konuştu. Kırbaşoğlu; İslam dünyasının bir an önce tufeyli halden, yani asalaklıktan kurtulması gerekiyor, diye sözlerine devam etti.
Bu bağlamda, muhalif gölge kabineler oluşturup, tepkilerimizi kamuoyu olarak sürekli dillendirmemiz gerektiğini, Sivil İtaatsizlikle, cep telefonlarımızla dahi bazı mercileri rahatsız ederek pek çok konuda ses getirebileceğimiz konusunda bizi bilgilendirdi.
İslam’ın bilhassa şimdilerde ilk şartının Emperyalizmle mücadele olduğunun altını çizen Kırbaşoğlu; “İnsan yoksa, din de yoktur. Allah’ın ayetleri olan insana, doğaya savaş açan aynı zamanda Allah’a da savaş açmış demektir. Ve ümmet olarak tüm bu hırpani saldırılara karşı sorumluluk bilincini kuşanmalıyız.” diye sözlerine devam etti.
Ayrıca; “Sosyal Darwinizm”e karşı mücadele konusunda toplumdaki diğer güruhlarla insan kardeşliği ekseninde ittifak oluşturulmaya çalışılması gerektiğini belirtti. Yerlerde sürünen Peygamber tasavvurumuzu Kurani bir perspektifle sağlama yaparak yeniden inşa etmeli, sürekli tarihe geri dönerek O’nun yaşantısını anmaktansa, Peygamber’i çağımıza getirmenin “nasıl”ı üzerine kafa yormamız gerektiğine dikkat çekti.
Bu ve benzeri pek çok bağlamda sünneti çağa taşımanın aslında bir varoluş davası olduğuna inancımızı pekiştirici bir söyleşi gerçekleştirmiş olduk.








HAyri Kırbaşoğlu da hep yerine göre konuşuyor.Okudum da Kırbaşoğlunu az daha şeriatçı zannedecektim.Kırbaşoğluna göre islamın devlet talebi yok, hristiyanlar da cennete gidecek, kuran çağımıza uydurulmalı.burada sirkat edebiyatı yapmış da ona göre bu çağda sirkat olmamalı(bir de “niye” sorusuna cevap verse).pek bir antiemperyalist gördüm de özellikle şu islamın devlet talebi yoktur mavalı emperyalistlerin kukla müslüman liderlerden istediği tekşey ve kırbaşoğlu bunu söylüyor.kırbaşoğlunun bu tür “düşmanına aşık olmuş” birinin söyleyeceği fikirlerini Ebubekir Sifil’in Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi/2-3 de gerçek anlamda şüphye yer bırakmayacak şekilde tarumar etmiş.Bu kitaplarda fazlurrahman eleştiriliyor ki bu adam kırbaşoğlunun şeyhidir.