“Kadın Sorunu”
Gülsüm Kavuncu
Ali Şeriati der ki “Mesela erkek olmanın dışında hiçbir fikri, ilmi ve ahlaki özelliği olmayan bir adam, ilmi bir toplantıya katılmakla yetinmez, emir yağdırma, rehberlik etme ve ahkam kesme hakkını da kendisinde görür.” ve yine Ali Şeriati der ki; “Oysa ben, sadece ‘kadın olmak’ gibi affedilmez bir suçumdan(!) dolayı yüksek tahsil görmüş, ilmi ve dini incelemeler yapmış, hayatımı ve keyfimi din, insani erdemler ve toplum hizmeti uğruna harcamış ve örtünmüş olsam bile yine de dini bir salonun ardiyesini atılır ve din adamları tarafından susturulurum.”
Varlığını kimi zaman reddettiğimiz, dile getirildiğinde inkar ettiğimiz ya da hep sonraya ertelediğimiz yüzyıllardır peşimizi bırakmayan ve çözülmedikçe de yakamıza daha sıkı yapışan bir gerçeklik “kadın sorunu”. Kadın ve erkek elbette fıtrat olarak birbirinden farklıdır. Allah farklılıkları kulları için bir tanışma, kaynaşma ve tamamlama için yaratmıştır. Farklılıkları üstünlük ya da fazlalık şeklinde algılayarak sorun haline getiren zihniyet bunu yalnız kadın için yapmamış aynı zamanda her türlü farklı dil ve ırk için de yapmıştır. Bu noktada sorulması gereken soru; doğamız gereği sahip olduğumuz farklı özellikler arasında neye göre bir hiyerarşi kurulduğudur.
Bu zamana kadar kadınlar birbirinden farklı pek çok fikirsel alt yapıyla çözüm arayışına gittiler. Bugün geldiğimiz noktada feminist kadınların bu zamana kadar verdikleri mücadelenin oluşturduğu birikim görmezden gelinemez. Fakat çözüm olarak sundukları şeyler eksik ve yetersiz kalmıştır. İslami bir bakış açısıyla bu soruna baktığımızda şunu görürüz ki insanı fıtratından uzaklaştıran her çözüm aslında çözümsüzlük üretir. Müslümanların bu konuda mücadele yöntemi haksızlıkları göz ardı etmeden, kadın veya erkeği dışlamadan, kuşatıcı ve bütünleştirici şekilde olmalıdır. Bu bağlamda yalnız kadınların değil aynı zamanda her Müslüman erkeğin de bu soruna karşı duyarlı olması gerekmektedir. Kadın sorununa karşı mücadelemiz de diğer haksızlıklara karşı gösterdiğimiz tavrın ayrılmaz bir parçası olarak görülmeli ve sürdürülmelidir.
Bu sorunun tartışılması, araştırılması ve çözümüne yönelik çalışmalar yapılmasını önemsiyorum. Ve kadının sadece kadın olması sebebiyle aşağılanmasının, tacize ve tecavüze uğramasının, çalıştığı yerlerde eşit haklara sahip olamamasının, bedeni üzerinden siyaset geliştirilmesinin karşısında durmamız gerekiyor.







Öncelikle ‘Kadın Sorunu’ olarak ifadelendirdiğiniz mevzulara ilişkin; kadının cinsiyeti noktasında bir takım istismarların olması, çalıştığı yerlerde eşit haklara sahip olmaması bir müslüman olarak elbette gündemimizde olmalı, gereğince tartışmalı ve soruna yönelik bir çözüm üretilebilmeliyiz. Bu noktada hemfikir olmakla beraber sorunu tanımlamada bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Ya da şöyle ifade edelim; konjöktür gözardı edilmiş gibi bir izlenim söz konusu. Bugün yaşadığımız ülkede elit güçlerin dayatılarına maruz kalan bir kitle var. Ve bu kitlenin önemli bir kısmını da müslümanlar oluşturuyor.
Hayatın her alanında bir takım dayatılara maruz kalan dininden, ırkından dolayı tecrite mahkum edilmek istenen bu kitle mü’min erkek ve mü’mine kadınlardan oluşuyor. Evet, iş alanlarında kadına yönelik bir çifte standart uygulanıyor. Bu çifte standartın Bir örneğini de, mü’mine kadının ideolojik tercihinde görmekteyiz.
Ayrıca farklı düşüncelere mensup kadınlar da iş alanlarında çeşitli haksızlıklara maruz kalıyor. Ve bu haksızlıklara karşı sesiz kalmamamız gerektiği bilinci ile elbette soruna çözüm üretmek durumundayız. Çünkü soruna çözüm üretmeyenler sorunun bir parçası olurlar.
Ortada bir sorun var bu sorun kadın sorunu değil insanlık sorunudur, adaleti şiar edinen herkesin sorunudur! Ve bu sorun tartışılıcaksa feminist bir söylemden beriğ tartışılmalıdır ki, adalet gözetilebilinsin.
Popüler kültürün etkisiyle bizim mahallemizde olmaması gereken bir çok kavramı çok rahat kullanabiliyoruz. Kelimelerin toplumları dejenere etmede ki gücünü bildiğimiz halde yine de kullanmakta ısrarcı olabiliyoruz.
Biz müslümanız ve toplumsal surunlarımıza tanım getirirken kimliğimizi göz önünde bulundurmalıyız.
Ayrıca “…Ve kadının bedeni üzerinden siyaset geliştirilmesinin karşısında duruyoruz.” bu cümleyi pek anlayamadım! kadının bedeni üzerinde nasıl bir siyaset üretiliyor?
Öncelikle yorumunuz için teşekkürler.
Bizim mahalle ya da karşı mahalle tartışmasına hiç girmeye gerek duymuyorum çünkü baştan bu kelimeler üzerinden tartışılması bana çok sığ geliyor.
İkinci olarak “kadın sorunu” da tıpkı Kürt sorunu gibi söylendiğinde insanları irkilten ve inkara sevkeden şeylerden birisi oldu yüzyıllardır. Ama biz bunu söylemekten korkmuyoruz. Kadın sorunu diye bir sorun var. Ve bu sorundan bahsederken yalnızca müslüman kadınların yaşadığı travmatik başörtüsü sorunundan filan da bahsetmiyorum asla. O zaman bu dediğiniz gibi kadın soru olmasıyla beraber bir din sorununa işaret eder ki işin o boyutu tamamen ayrı bir konu. Oysa benim kastettiğim her dinden, her ırktan kadının dünyanın farklı yerlerinde hergün ayrımcılığa uğruyor olmasıdır.
Türkiye’ye bakacak olursak kadın sorununu yaratan tek unsur olarak kemalist çevrelerin müslüman kadınlara olan nefreti olarak sınırlandıramayız asla.
Müslüman çevrelere baktığınızda kadınlara karşı bir ayrımcılıkla karşılaşmadığımızı söyleyebiliyor muyuz gerçekten? Pek çok aklı başında ilahiyatçı ve ilim insanı olmasının yanında Kuran’ı eline alıp tamamen erkek nefsine yönelik çıkarımlarda bulunan pek çok adı duyulmuş ‘alim’ yok mudur dünyada?
İslam adına yapılan herşeyi kabul etmek gibi bir zorunluluğumuz yok özellikle de İslami kimliğimizden ötürü. Kadın sorunu var mıdır yok mudur derken kadınlar hergün tacize, tecavüze uğruyor, töre cinayetlerine kurban gidiyor. Arapların cahiliye döneminde peygamber olan Hz.Muhammed(sav) ilk olarak bu zulümlere karşı çıkmamış mıydı? Kadına zerre kadar değer verilmeyen, onu alıp satan, köleleştiren veya doğar doğmaz toprağa gömen bu cahil halkın hatalarını yüzlerine vurmamış mıydı?
Şimdi günümüz dünyasında da kadının başına gelenler bunlardan çok mu farklıdır?
Kadın, sadece kadın olduğu için ayrımcılğa ve zulme uğruyor. Dininden, ırkından ve tüm kimliklerinden bağımsız olarak. Bunu görmezden gelmek bir müslüman için çok büyük bir sorumsuzluktur.
Cinsiyetçilik en büyük ırkçılıktır ve biz de bunun karşısındayız. Sorunları konuşmaya kalktığımızda sürekli çeşitli etiketler yapıştırılarak konuların üzeri örtülmeye çalışılıyor. Demogojiye hiç gerek yok, kadın sorunu vardır ve bunu inkar etmemiz bunu değiştirmemektedir.
Son olarak da kadın üzerinden siyaset geliştirilmesi konusundaki sorununuzu şaşkınlıkla karşılıyorum.Çünkü başta Türkiye olmak üzere dünyanın her yerinde modernleşme ve aydınlanma süreci kadın üzerinden yaşatılmış ve hala da yaşatılmaktadır. Kadının dış görünüşü toplumların gelişmişliğinin simgesi olmuş ve bugün hala İranlı kadınlar üniversitede profesör dahi olsa çador giydikleri için geri kalmış ilan edilmektedir.
Türkiye’de ise durumun ne kadar vahim olduğunu sosyologlar yıllardır yaza yaza bitiremezken artık kadın üzerinden siyaset geliştirilip geliştirilmediğinin tartışma konusu yapmanın bile ne kadar yersiz olduğu açıktır.
Bizler burada kadının sembolleştirilmesinin, nesneleştirilmesinin ve çeşitli kalıplar altında ezilmeye çalışılmasının karşısındayız.
Herhangi bir devletin kadının bedeni üzerinde söz hakkı sahibi olamayacağını haykırırken kastedilen budur, kadın üzerinden siyaset yapmak da budur.
selam
kadın sorununa insan sorunu olarak yaklaşarak, kürt sorununa ümmetçi olarak yaklaşarak sorunu genelleştirmek sorunları göz ardı etmenin en kolay yoludur. sorunların çözümüne yönelik -algı değil,eylemsel açıdan- parçacı yaklaşım sonuca ulaştırmayı kolaylaştırır. aksi sorunları ertelemenin ötesine geçirmez..
biliyorum yazıyla alakasız gibi olacak ama işte aklıma geldi:
“kadın sorunu” diye görünce aklıma açılım süreci tartışmaları geldi.
mesela böyle bir sorun ciddi ciddi gündeme gelse,
ak parti “milli birlik, beraberlik, hep bir aradalık ve demokratik kadın açılımı” yapardı.
ertuğrul özkök hemen “başımıza bir de “erkek sorunu” açmayın” filan diye yazardı!
chp ise “bu meclis kadın sorununu da çözemez” diye itiraz ederdi.
mhp de “bu ülkede ayrı bir kadın sorunu yok hepimiz türküz” derdi.
liberal yazarlar “sorunları tek tek çözemeyiz, hepsini total alalım”
dindar, muhafazakar yazarlar ise “feminizm kadın sorununun anasıdır” filan derdi.
fuat keyman da “bir başka yol mümkün” diye yeni bir bildiri açardı imzaya.
neyse… can sıkıntısından uyku tutmayınca aklıma bunlar geldi işte.
Bizim mahalle vurgusu önemli bir vurgudur. Zira bu ifadeden rahatsız olunması ya ifadenin tam olarak kavranamaması ya da aidiyet sorunu ile ilgilidir. Tartışma getiren bir mevzu olarak değelendirilmesini pek tasvip etmiyorum. çünkü bu tanım aynı inanca sahip kimselerin birlikteliğini ifade eder. Budurumda rahatsızlık oluşturmasa gerek..
Yaşadığımız ülkede sizinde ifade ettiğiniz gibi bir çok haksızlık yaşanmaktadır. Bu haksızlıkların bir çoğu da insanların ideolojik tercihleri nedeniledir.
Bahsi geçen sorunlar ise üzerinde etraflıca tartışılması geren mevzuları barındırmakatadır. bunlar:
-Kapitalist sistemlerde kadının kullanılması
-Kadına yönelik aile içi şiddet,
-Töre cinayetleri
İlk olarak kapitalist sistemlerde kadının kullanılması konusuyla ilgili şunları ifade etmek gerekir:
1- Allah, yarattığı bütün insanlara akıl gibi önemli bir meleke bahşetmiştir. Ve insanlar imtiihan için gönderildikleri dünyada bu melekeleri ölçeğinde hareket ederler. Kadınlar ve erkekler hayat düstürlarını belirlerken akıllarını kullanırlar. İradeleri ile yapmak istediklerini yaparlar veye yapmazlar.
Bu gün kapitalist sistem hepimizi çepeçevre kuşatmıştır. Bu kuşatılmışlık içinde var olma mücadelesi veriyoruz. Mamafih,bizler nitelikli bir azınlığı temsil etmekteyiz. Rabbimizin ifade ettiği gibi onların bir çoğu sapkındırlar. müstağnileşen bu kimseler Rablerine rağmen dünya hayatının oyun ve eğlencesine cezb olmuştur. Kapitalist sistemde bir meta olarak görülen kadın da iradesine hakim olamamış nefsine mağlub olmuştur. kapitalizmin büyüsüne kapılan bir kadın için yapılması gereken;sistem tarafından kullanılmışlığını ifade etmek olabilir ancak bu cenah üzerinde mağdur edebiyatı yapmak öncelikli sorunlarımız arasında olmasa gerek. Şunu da hatırlatmakta yarar var, kapitalist çarkın içinde belki halinden şikayetçi olan kimseler vardır. İşte tam bu noktada bize düşen, onlar gibi olmayan, öykünmecilikten şiddetle sakınan, inancı ile kimliği ile her türlü taşkınlıktan beri bir müslüman örneği sergilimektir. Bize düşen yalnızca uyarmaktır,hidayeti veren Allah’tır..
2- kadına yönelik aile içi şiddet mevzusu ile ilgili ise;
Bu söylemi en çok kimler,Ne için kullanıyor?
Bu noktaya bir açıklık getirilmesi gerekiyor.Ülkemizde bu ifadeyi en çok “Haydi Kızlar Okula” furyası kullanmaktadır. Özellikle muhafazakar ailelerin çocuklarını,resmi ideoloji kıskacında eğitilmesine bir tepki olarak okula göndermemelerinden rahatsız olan kesim,bu ve benzeri argümanlarla, irtica çığırtkanlığı yapmaktadır. böylesi bir durumda onların jargonuyla toplum değerlendirmesi yapmak, kemalist ideolojinin ekmeğine yağ sürmenin ötesine geçmeyecektir. Elbette haksızlık karşısınsa sessiz kalınmaması gerekir.Burada önemli olan, sorunu doğru okuyup, isabetli tanım yapmaktır.
3- Töre cinayetleri konusuyla ilgili ise;
Bu da insanların acısı üzerinde rant elde etmek isteyen istismarcı zihniyetlerin savunma kalelerinden biri. “Töre cinayeti” işitildiği anda insanları ürperten ifade.. Gerekçesi her ne olursa olsun bir insanın ölümüne sebeb olma hiç kimsenin hakkı değildir. Böylesi bir durum tekrar edelim gerekçe her ne olursa olsun yapılırsa apaçık bir zulüm işlenmiş olur. Zira Rabbimiz “kadınlarınızdan gayri ahlaki iş yapanları tevbe edip af dileğene kadar evlere hapsedin ” buyurmaktadır. Asırlardır islamı yanlış kaynaklarda öğrenen insanlar çoğu kez Kur’an-nın hükümlerine taban tabana zıt uygulamaları din adına yapmışlardır. Haksız yere can alma dinimizce büyük günahlar arasında görülmektedir.
Tabi bu durumlar göz önünde bulundurularak, yine töre cinayetlerinin medyaya yansıyan kısımlarında çoğu kez la dini toplulkların özgürlük telakkileri ile kişilerin yaptığı ahlak dışı davranışları kişi hürriyeti başlığı altında meşrulaştırma çabalarını görmekteyiz. Töre cinayetleri konusunu değerlendirirken; Ahlak erozyonuna uğrayan bir toplumda herşeye rağmen gelenek adı altında bile olsa özünü koruma gayretini de görmek gerekir. Cinayeti onaylamamakla beraber fahşayı meşru görmeme iradesini hiçe saymamak gerekir. Burada bize düşen, Kemalist ideolojinin yaptığı gibi top yekün red etmek ve bu zihniyeti onların tanımları ile ele almak olmamalıdır. Çünkü bizim peygamberimiz mekke toplumunda yanlışları düzeltirken;, süregelen bir çok uygulalamayı belli noktlarda, ıslah etmiştir. Yaşadığımız toplumunun Mekke ‘den farklı olmadığı bilinci ile şunu yinelemek gerekir, Doğu da yaygın olarak uygulanan “töre” olgusunun kaynağında gayri ahlaki davranışlara bir tepki yatmaktadır. Bir müslüman olarak bize düşen adil bir yargı metodu uygulamaktır. Buda nesnel bir bakış açısı ile popüler kültürden uzak bir değerlendirme ile mümkündür.
Son olarak kadın üzerinden siyaset yapma ifadesinin, kadın unsurunu basitleştirdiğini düşünüyorum. Sanki üzerinde yapılan hesapların farkında olmayan, nereye sürsen oraya giden bir yığından bahsediliyormuş gibi bir yargı gizli bu ifadede. Bu ifadeyi kullanan herkes bu maksatla kullanmıyordur. Popüler kültürün tesiriyle, art niyet taşımadan kullananlardan mutlaka vardır..
Bedeni üzerinden siyaset geliştirilen mi? ilginç… Tabi genelleme yapıyorsak olabilir ama kişi yada kişiler yaptığının yada yaşadığı ölçüde karşılık bulur. Ben kadın sorununun cinsellik üzerinden dile getirilmesi pek doğru bulmuyorum. Kadın sorunu geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe ilerlemeye devam ederken çözüm sürecine gelindiğinde çözüm isteyenler tarafından önü tıkanan bir sorun. Yukarıda bir arkadaş ümmetçi bilmem neci yaklaşmak doğru değil demiş, ama bir insan kendi ideolojisi dışında bir olaya nasıl bakabilir ki, nasıl yani ben şimdi kadın sorununu tartışırken müslüman kimliğimi belirtirsem objekltif olamayacakmıyım yada taraflımı yaklaşmış olacağım İYİDE TARAF SIZ OLDUĞUMUZU KİM SÖYLEDİ. Tabii ki, komünist capitaline, müslümanda Kuran’ına bakar bu sorunu çözerken düşüncemin gerektrdiği ölçüde çözümler sunarım. FİEMANİLLAH
“Yukarıda bir arkadaş ümmetçi bilmem neci yaklaşmak doğru değil demiş, ama bir insan kendi ideolojisi dışında bir olaya nasıl bakabilir ki, nasıl yani ben şimdi kadın sorununu tartışırken müslüman kimliğimi belirtirsem objekltif olamayacakmıyım yada taraflımı yaklaşmış olacağım İYİDE TARAF SIZ OLDUĞUMUZU KİM SÖYLEDİ. Tabii ki, komünist capitaline, müslümanda Kuran’ına bakar bu sorunu çözerken düşüncemin gerektrdiği ölçüde çözümler sunarım.”
selam kardeşim
yorumumdan tarafsızlık/kimliksizlik sonucu çıkarman ilginç olmuş. ama ben sana eylem açısından bütüncül yaklaşıma dair tipik örnekler ile konuyu biraz açayım…
kürt sorununa ümmetçi yaklaşım örneği: “kardeşim iyi de sadece kürtlere mi eziyet ediliyor. bütün ümmet baskı altında kan ağlıyor. kürt sorunu tabi reddedilemez ama önce ümmeti yeniden inşa ve ihya sorumluluğumuz var. ümmet kurtuluşa erince kürtler zaten refah içerisinde yaşıyor olacak..bla bla..”
benzer bir söylem kadın sorunu üzerinden de yürütülüyor; “önce insanlığın kurtuluşu! insanlığın parçası olan kadın da bu kurtuluş ile huzur bulacak zaten. bölücülük yapmayın..”
ayrıca aysel kardeşim; soruna dair ilk çıkış ve söylemlerin müslümanlar değil de müslüman olmayanlar tarafından geliştirilmiş olması, bizim onlara benzememek adına aile içi bir meseleymiş gibi sadece kendi aramızda konuşulmasına sebep olmamalıdır. eğer islami sorumluluğumuz bizim sessiz kalmamıza engel olmalıysa sesimizi onların da sesinin üzerine çıkarmalı ve bütün bu sorunlara karşı mücadele alanının gerçek sahibinin biz oldumuzu göstermek zorundayız.
selam ile..
isimleri görmemizi engelleyen sorun giderilebilirse iyi olur…
ESE ye: ELEŞTİRİ TOPLUMUNDAN ÇÖZÜM TOPLUMUNA ese kardeş benim hakkım da yazdığın yorumu inan defalarca okudum ama anlatmak istediğin şeyi anlayamadım TARAFSIZLIK/KİMLİKSİZLİK arasında nasıl bir ayrım yaptın onu da anlaymadım bence esas sorun kişilerin edebi süslemelerden uzak yapıcı eleştiriler yapamamaları KİŞİLER inançları uğruna yaşamlarının standartlarını belirler ve hayata dair insana dair çözümleri inancı doğrultusunda yapar SIRF diğer insanlara şirin görünebilmek amacıyla LİBERALİZMİN dibine vurmak taşıdığımız inancı veya ideolojide tutarsızlık oluşturmaz mı acaba ;? FİEMANİLLAH
bu sorun insanlık sorunudur kelimesi biraz politik gibi geliyor bana. kadın sorunu insanlık sorunu içerisinde saklanacaksa ya da eritilecekse, aman böyle insanlık olmaz olsun.
kadın sorunu bütün coğrafyaları, kıtaları, ülkeleri, şehirleri taaa haneleri ilgilendiren, bir evin yarısının, şehrin yarısının, ülkelerin ve kıtaların yarısını ve dolayısı ile bütün bir dünyanın sorunudur.
BM raporlarına göre dünya mülkiyetinin yüzde 98′i erkeklerin elinde. Benim de gördüğüm kadarıyla sokaklar,caddeler, işler aşlar herşey erkeklerin elinde ve istisna kaideyi bozmaz tüm erkekler patronların işçilerine bakması gigi bakıyorlar kadınlara.
ve kadınlar bu zulümden kurtulacaklarsa;
patrona başkaldıran işçi gibi olmalarıgerekir.
Aysel hanıma teşekkürler, ucube bir üslupla okurken sanki liberal bir yazarı okuyormuşum zannına kapıldıktan sonra, içimden “yine başörtülü donanımsız ezik bir ‘yazar’ daha” derken Aysel hanımın yorumu hakikat varoldukça hakikati sahiplenenler az da olsa varolacaklardır dedim kendi kendime.
bir de Gülsüm Hanım: “Müslüman çevrelere baktığınızda kadınlara karşı bir ayrımcılıkla karşılaşmadığımızı söyleyebiliyor muyuz gerçekten? Pek çok aklı başında ilahiyatçı ve ilim insanı olmasının yanında Kuran’ı eline alıp tamamen erkek nefsine yönelik çıkarımlarda bulunan pek çok adı duyulmuş ‘alim’ yok mudur dünyada?”
demiş de bir örnek verseydi de bilseydik.mesela kadına 1 erkeğe 2 miras derken burdan çıkarılacak kadına 1 erkeğe 2 miras değil midir?bu ayeti bile evirip çevirip saptıranlar mı “aklı başında ilahiyatçı”.artık şu açıklamayı başörtülü arkadaşlara da yapmak zorundayız yazık:islam ev geçindirmeyi erkeğe YÜKLEMİŞTİR.bu yüzden erkeğe 2 pay.bu ağır bir sorumluluktur ve kimse keyfinden çalışmaz(para kazanmak amacıyla).ve bu sorumluluk, dünyada genel olarak kadınların da geçimden sorumlu olması bu yükümlülüğü kaldırmaz.ama bizim hanım kardeşler, çoğu evde kalmış(inanmıyorsanız araştırın), erkek düşmanı feministlerin gazına gelip çalışmayı sanki bir sorumluluk değil de bir zevkmiş gibi görüyor.kadın kocasından ekonomik bağımsızlığını elde etmeliymiş.feministler kocayı eşinin düşmanı olarak görüyorlar herhalde ama dinimizde aile bir bütündür ve herkesin bir sorumluluğu vardır ve bu 2 kişi birbirinin düşmanı değildir ki kadın ekonomik bağımsızlığını kazansın kocasından?kazanan yine kapitalist sistem oluyor.işgücü arzı 2 katına çıkıyor, dolayısıyla işgücü değeri yarıya iniyor.iş bulamayan aileler de cabası.mesele bu değil kadın da çalışsın efendim, taliban bile kadınları çalıştırdı ama benim demek istediğim, kardeşler onların söylemlerini kullanmayın, onlar akıl hocanız olmasın.
Çok güzel bir yazı olmuş, “kadın sorunu” diye okuduğumda ilk bakışta, bambaşka bir yazı göreceğimi zannetmiştim ama söylenmesi gerekenler söylenmiş yazıda.
İslam Karataş, erkek merkezli bakış açısını görmek istiyorsanız, Kur’an’da hiçbir şekilde bulunmayan ancak bir çok müslüman erkeğin bilincine yerleşmiş kadının sürekli olarak arka plana itilmesi, çalışamaması, kendisi hakkında karar verememesi, seyahate çıkarken yanlız başına gidememesi, evlenirken müdahale edilmesi, daima fedakarlığın beklendiği kişi olması; sanki kocası onun ebeveyni olacakmış gibi düşünülmesi olgularını örnek olarak sayabiliriz. Sonuçta kadın, evde yemekleri pişirecek, çocuklara bakacak, kocasının izin verdiği surette çevresiyle iletişim kuracak, kocası isterse onun istediği koşullarda çalışabilecek, kocası isterse, peçe takacak; bütün bu fedakarlıklardan sonra, karşısındakinden hiçbir şey bekleyemeyecek. Ancak erkek bu fedakarlıklardan hoşnut kalmazsa, kadını rahatlıkla boşayabilecek. Böyle bir islami yorumu islam aleminde rahatlıkla bulabilirsiniz. Siz öyle düşünmüyor olabilirsiniz belki, herkesi de kendiniz gibi zannediyorsunuzdur, ama çoğunluk bu şekilde bir hayat layık görmektedir kadınlara.