Maden İşçilerinin Trajedisi ve Biz
11 Aralık 2009 tarihinde Bursa ‘nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki özel bir maden ocağı işletmesinde 19 maden işçisinin göçük altında kalarak hayatlarını kaybetmeleriyle birlikte bir kez daha maden işçilerinin yaşamış oldukları trajedi ve sermayenin bu anlamdaki sömürüsü gündemde. Ülkemizde yıllardır ihmalkarlık ve sermaye hırsından ötürü maden işçileri ölüme sürüklenmektedir öyle ki 1955 ten bu yana resmi rakamlara göre 326312 işçi yaralanırken 2687 (tabi bunlar resmi rakamlar!) işçi de hayatını kaybetmiştir. Peki bu acımasız sömürü ve işçilerin hayatlarını yitirmeleri her zaman ki gibi sadece bir kader olarak kabul edilip üzeri örtülecek ve bir sonraki grizu patlamasına kadar da unutulacak mı? Sermayenin kontrolündeki düzende maalesef ki bu acı ve sömürü basit bir iş kazası olarak anılacak ve bir başka toplu cinayete kadar da hatırlanmayacak bile.
Maden ocağı gerçeğine işçiler gözünden bakınca işte şöyle bir manzarayla karşılaşırız:
Emekli maden işçisi Kadir Tuncer, “ Maden işçileri İlk çağları andıran koşullarda çalışıyorlar. Tıpkı, Amerika’da madenlerde çalıştırılan kız ve erkek çocukları gibi, hiçbir farkı yok” diye tabir ediyor kör ocaklarda yaşananları. Tuncer, 1992′de 267 madencinin yaşamanı yitirdiği büyük facianın ardından, Türk Taşkömürü Kurumu’nun maden sahalarını özel şirketlere açtığını aktarıyor. Tuncer, yanlarına dahi yaklaşmanın imkansız olduğu bine yakın özel maden sahasının, patronların silahlı adamlarınca korunduğuna dikkat çekiyor ve özel maden ocakları için “İş ve can güvenliğinden tamamen yoksunuz, en fazla 600 sigortalı var. Bütün sahalarda emniyetli bir çalışma sistemi yok” diyor. Bunlarla bitmiyor. Nitekim TTK’da bile tam uyulmayan maden emniyet nizamnamesinin geçerliliğinin bulunmadığı bu ocaklarda, havalandırma sistemi ya yok ya da yetersiz. Yerine göre 70 cm aralıklarla destek direkleri yerleştirilmesi gerekirken, bu da yapılmıyor.
14 yıllık maden işçisi Seyfullah Yılmaz, TTK’da yaşananları şöyle anlatıyor: “Özel ocaklara nazaran TTK’da iş güvenliği kısmen daha iyi denebilir. Fakat, özelleştirmelerin ardından devlet işletmelerinde az insanla çok üretim yapma meselesi var. Özel ocaklarda da amaç kar. Denetim yapılmıyor, zaten denetleyenler de TTK görevlileri.” Yılmaz, iş cinayetlerinde, denetim eksikliği kadar tahkimat (destek, direk) ve işçi azlığının da etkisi olduğunu ifade ediyor. Az kişi ile çalışmanın yorgunluk yarattığını, işçinin işi bir an önce bitirip gitmek istemesinden kaynaklı dikkatinin düştüğünü, çökmelere karşı yerleştirilen direklerin pahalı olduğu için yerlerine ucuz yaş ağaçlar kullanıldığını belirtiyor. Seyfullah Yılmaz, buna rağmen kazalarda genelde işçilerin suçlu gösterildiğini ifade ediyor. Mahkemelerin, patronlara, iş güvenliğinden ziyade sadece kan bedeli olarak küçük cezalar kestiğini anlatıyor. Patronların genelde mağdur ailelerle anlaşma yoluna gittiklerini de anlatan Yılmaz, bunun ölümleri meşrulaştırdığını vurgulayarak, Türk-İş’e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası’nın (GMİS) ölümlerle ilgili herhangi bir girişimde bulunmadığından şikayet ediyor. Yılmaz, madenci ölümlerinin biraz da kanıksandığını ifade ediyor. Ama bu kanıksama ölüm korkusunu azaltmıyor. Eşi Selma Yılmaz, “Eve beş dakika geç gelse telaşlanıyoruz” diyor. Babası ve bir kardeşini madene kurban veren Selma Yılmaz, “Normal değil yaşadıklarımız. Biz değil sadece, bütün madenci aileleri aynı şeyi yaşıyor” diyor.
Şimdi sorulması gereken soru, bu sömürü ve acı daha ne kadar sürecek ve bu acı ve sömürü karşısında biz neden suskun ve umursamaz bir halde yaşantımıza devam etmekteyiz? Oysaki bizler insanlığı iyiliğe ve insanca yaşama davet etmekle ve adalet uğruna mücadeleyle mükellef değil miydik? Güneşin altında yapılanlara bakınca maden işçilerinin katlini, tekel işçilerinin köleliğe, işsizliğe mahkum edilişlerini ve elbette ki yeryüzünün insanca yaşamdan mahrum bırakılmış mahzun ve mazlum tüm ezilenlerini görünce susacak ve kendi yaşantımıza olduğu gibi devam mı edeceğiz ve bu işçi cinayetlerini biz de mi unutacak ve bu sömürüyü bir sonraki toplu cinayete kadar tek kelime bile olsa dile getirmeyecek miyiz? Güç ezenlerden yanayken ezilenler çaresiz bir halde yalnızlığa ve sömürüye mahkum mu edilecek?
Diri diri toprağa gömülen kıza, sorulduğunda, “Hangi günah sebebiyle öldürüldü? diye. (Tekvir / 8-9)
Özgür açılım öğrenci platformu olarak tevhidi yaşamın gereği sermayenin ve sömürünün değil emeğin ve paylaşımın yanında olacak halde sormak istiyoruz: maden işçilerinin ne günahları varda yıllardır acımasızca katledilmekteler?
Kardeşlik, Paylaşım Ve İnsanca Yaşam İçin:
Yaşasın Tevhid Ve Adalet!








Son Yorumlar