Mevzubahis Türkiye İse Yalandır
(İçi rahat etmeyecekler için başlar başlamaz not: Bu yazıda anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür!)
Türkiye’de iklim koşulları dikkate alınırken yağan yağmurların yanı sıra yağan yalanların da hesaba katılması gerekmektedir. Tam bir sayı veremem ama her sene metrekareye binlerce yalan düştüğünü söyleyebilirim.
Kuzeyden ve Güneyden ve Batıdan ve Doğudan gelen yalanlı hava yurdu etkisi altına alır 365 gün altı saat.
Peki niye bu kadar yalanlı ve neden böylesi etkili?
Çünkü saatte bilmem kaç bin kilometre hızla medya rüzgarlarının sürüklediği yalanlar yetkili ağızlardan çıkmakta.
Çünkü yalanlar Anayasamızda, ana yasamız olarak yer almakta.
Hem de öyle böyle değil, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek derecede.
İsterseniz, devletin hikayesinin en başına dönelim, anayasasının dördüncü maddesinden başlayıp geriye doğru sayalım.
4. madde:
İlk üç maddede sayılan onca şeyin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği belirtilmiş.
Sormalı: Hani bilim ilerliyor, teknoloji almış yürümüş, zaman, çağ, şartlar değişmiş, akıl var, aklın aydınlığı deniyordu; ne bu ‘gericilik’, dogma? 100 yıl sonra yaşayacak insanlar daha akıllı mantıklı olamaz mı? Daha mutlu mesut, refah ve ferah içinde yaşamanın yolunu yordamını bulamaz mı? Bence bulabilirler ve bulmaya hakları olduğu gibi değiştirmeye de hakları var. Geleceği kim ve ne adına ipotek altına almaya çalışıyorsunuz? İnsanlar düşünür, konuşur, birbirini ikna eder, değişir, değiştirir ve kendilerini geliştirir. Yoksa böyle olmaz mı, olamaz mı? Bu ülke “değiştirilmesi düşünülemeyecek” şeylerin değiştirilmesi suretiyle kurulmadı mı, bunu okutmadınız mı siz tarih kitaplarında bize?
3. madde:
Bu maddede sadece bir yalan gördüm. Nispeten doğru, hatta çok doğru içeren bir madde: Başkent Ankara’dır, bayrak ay yıldızlıdır vs. Bu gibi ilkesel olmayan, basit maddi hususlarda yalan konuşulmuyor bize. Devletin sınırları itibariyle bölünmez bir bütün olduğu da doğru fakat milletiyle bölünmez bir bütün oluşturduğu yalandır. ‘Kurtuluş Mücadelesi’ bir yana, bu devlet ile bu millet bir olmamış, bütünleşmemiştir. Devlet millete dayatmış, millet büyük oranda bildiğini okumuştur.
2. madde:
Türkiye demokratik bir devlettir.
Yalan. Türkiye’yi asker’in yönettiğini, bu durumun ancak yeni yeni değişmeye başladığını, demokrasi yolunun sürekli olarak darbelerle kesildiğini, dahası darbelerin demokrasiyi değil demokrasinin darbe yönetimlerini kesintiye uğrattığını, darbe dediğimiz olayların, tam da bu kesinti zamanlarında, kesintilere karşı yapıldığını bilmeyen kaldı mı?
Türkiye laik bir devlettir.
Yalan. Türkiye dini kullanmanın ve baskı altında tutmanın bir yöntemi olarak laikliği kullanan bir devlettir. Dini siyasete alet eden asıl unsur olarak Devlet gösterilebilir. Diyanet ile Genelkurmay bariz iki örnektir.
Türkiye bir hukuk devletidir.
Yalan. Öyle değildir. Bu o kadar öyle değildir ki sürekli olarak her mecrada her fırsatta yetkililer tarafından dile getirilir, ağızlarda sakız edilir: “Türkiye bir hukuk devletidir!” Hayır, hukuk değil guguk devletidir. Hukuk devleti olmanın en belirgin vasfını, devletin kendi koyduğu kurallara en başta kendisinin uyması oluşturur. Maalesef binlerce örnek verebiliriz bu tespit için de. En son Haziran 2007’de Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya aykırı olarak verdiği ‘367 kararı’ mesela..
Türkiye insan haklarına saygılı bir devlettir.
Düpedüz yalan.
Kürtlere, dindarlara, solculara kısacası muhalefet etsin etmesin, kendine muhalif gördüğü her insana sistematik olarak haksızlık yapmış, zulmetmiştir devlet. Örneğin Jitem’i ile, binlerce “faili meçhul” cinayetle, kan gölü oluşturmuştur.
1.madde:
Türkiye devleti bir cumhuriyettir.
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne bakalım, ne diyor Cumhuriyet için:
“Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi.”
Millet eğer bu ülkede egemenliği kendi elinde tutuyorsa, Cumhuriyet vardır. Ben bunun böyle olmadığını düşünüyorum. Yine buna da binlerce örnek verilebilirken, en yakında, ses getireni aktaralım:
Şubat 2008. Millet, TBMM’de 411 vekili ile demişti ki, “Yeter, başörtü yasağı zulümdür, başörtülü öğrenciler üniversitede okuyabilsin.”
Hatırlanacağı gibi -kaos üretim merkezi gibi çalışan – Hürriyet Gazetesi şöyle bir manşet atmıştı bu olay üzerine: “411 El Kaosa Kalktı”.
Anayasa mahkemesi, adeta bu yazıdaki tespitlerin hepsinin altına imza atarcasına, milletin bu meşru ve resmi kararını iptal etti, milletin iradesine böylece bir kez daha tecavüz etti.
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan, diyerek yazıya nokta koymayacağım. Çözüm ne, tek cümlede hülasa:
Yalanların lağvedilmesi ve adalet ve hakikat ile milletin iradesinin tecelli etmesine imkân verilmesi.
Türkiye adalet ve hakikat zemininde sağlıklı bir surette kurulmalı ve büyük bir ülke olarak yola koyulmalı.
Tarih, insanlık adına öne çıkacak bir devlete görev vermek için fırsat kolluyor uzunca bir süredir.
Ve biz, eminiz, bu görevi devralacak arka plana sahibiz.








Kim yazdı bu yazıyı?
editör: bu yazıyı mehmet ali başaran kaleme aldı…
üst kısmında yazıyı yazan kişinin adı mevcut.
“Türkiye bir hukuk devletidir!” “Hayır, hukuk değil guguk devletidir”:)
kalemıne sağlık…
Kaleminize sağlık… Ne kadar güzel anlatmışsınız da AYM’nin varlığını sorgulayamazsınız… Tamam, doğrudur cumhuriyet “Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi” dir. Lakin halkın göreve getirdiği meclis’in çalışmalarının da denetlenmesi gerekir. -yanlış anlamayın o verilen kararı kastetmiyorum-. Zira iktidar, güç, para vs. kişileri şımartabilir. Buda halkın başına neler getirebileceği malumunuzdur. Teşekkürler böyle bir platform için…