Gülsüm Kavuncu
Türkiye’de İslam bazı çevreler tarafından gerçek hayatın dışına çıkarılmış ve birkaç dini pratiğin ötesinde gündelik hayatta karşımıza çıkan sorunlara cevap veremez nitelikte bir din haline getirilmiştir. Oysa İslam tam da adaletsizliklerin, zalimliklerin, aşağılanmanın, kula kulluk etmenin git gide çoğaldığı cahiliye döneminde Arap toplumuna bir tokat gibi çarpacak ayetlerle gelmiştir.
Köleliğe ve zengin sınıfların zulmüne karşı Kuran tüm insanların eşit olduğunu vurgularken üstünlüğün yalnız takva ile olacağını söylemiştir. Bu yüzyılda ise ‘modern köleler’ olarak işçi ve emekçiler sağlıksız koşullarda ve emeğinin tam karşılığını alamadan hiç durmadan çalışmaya mahkum hale getirilmiştir. Buna karşılık Türkiye Müslümanlarının bir kısmı kapitalizmin büyüsüne kapılmış, zenginliği bir statü olarak görerek yaşamlarını sürdürürken, işçilerin uğradıkları zulme ve haksızlıklara karşı derin bir sessizliğe gömülmüş durumdalar. Oysa Kuran der ki “Zalimlere yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka bir veliniz yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz.” (Hud 113)
Bir kısım Müslümanlar ise bu durumu işçilerin imtihanı olarak görerek sessizliklerine bir de dini anlam yüklemeye çalışıyorlar. Ya da işçilere hiçbir şey yapmadan ve şikayet etmeden tevekkül etmek şeklinde mücadelenin ve kapitalist düzene karşı direnişin önünü kesecek bir tavsiye de bulunuyorlar. Bu ikircikli tavırlar etrafında konuya dair net bir duruş da sergilenememekte ve işçi kardeşlerimiz gün geçtikçe Müslüman çevreler tarafından yalnızlaştırılmaktadır. Bu durum çoğunluğu Müslüman ve dindar olan işçiler tarafından yadırganmakta ve direnişlerinin gücünü kırmaktadır. Onlar açısından hem kültürel olarak hem de fikirsel olarak kendilerini ait hissetmedikleri bir takım örgütlerle beraber hareket etmek dışında bir alternatif gözükmemektedir.
Örneğin Desa çalışanı Emine Arslan ın İşten atıldıktan sonra hak arama mücadelesinde yanında feminist kadınlar ve bazı sol örgütler dışında İslami kurumların yer almamış olması onun gibi pek çok başörtülü ya da dindar kadın işçinin kendini bu mücadelede yalnız hissetmesine neden olmuştur. Bu nedenle geç kalınmış bile olsa bu konuya dair net bir İslami duruş göstermemiz gerekmektedir.
Günümüzde değişen şartlarla birlikte işçi sınıfının mücadelesi sadece patronlara karşı değil patronların da içinde yer aldığı tüm insanlığı metalaştıran yeni dünya düzenine karşı verilmektedir. 1 Mayıs işçi bayramı da bu mücadeleyi temsil etmekte ve bu anlamda işçi sınıfının örgütsel duyarlılığının artmasına destek olan bir gündür.
Rabbimiz Kuran’da ezilenlerin iktidara gelmesini istediğini buyurmaktadır. O halde tüm ezilenlerin birlik ve dayanışma günlerinde bir araya gelerek kendi sınıfsal birlikteliklerinin anlamını hissetmeleri gereklidir. 1 Mayıs gibi günler bu işlevi yerine getirir. Geleneksel olarak ezilenlerin hak mücadeleleri, birlik dayanışma günleri hep sol patentli örgütlerin gölgesinde kalmıştır. Bunda ezilenler veya ezilenlerle birlikte olması gereken Müslümanlar olarak hepimizin ihmali söz konusudur. 1 Mayıs’a katılmayarak bu ihmali telafi etmiş olmuyoruz. Ya kendimiz işçi, emekçi ve ezilenler için yeni dayanışma günleri ihdas etmeliyiz ya da dünya işçilerinin emekçilerinin bayramı olarak kabul edilen 1 Mayıs bayramını kendi dilimizle kutlamalı ve gelenekselleştirmeliyiz.
Çünkü 1 Mayıs ortaya çıkışı bakımından sahiplenilmesinde bir sakınca olmayan, önemli emekçi kazanımlarının kutlandığı masum bir gündür. 1856 yılında Avusturalyalı işçilerin sekiz saatlik iş günü için verdikleri mücadelede kitlesel şekilde iş bırakmaları ve bunu gelenekselleştirip kutlamaları Amerikalı işçilere de örnek olmuş ve 1886’nın 1 Mayıs’ında bugünü evrensel iş bırakma günü ilan etmişlerdi. Böyle bir günde dünya işçileriyle birlikte Müslümanlarında tüm ezilenlerin kurtuluşu adına 1 Mayıs sevincini paylaşmaları salih bir ameldir. Bu zamana kadar bu alanda yeteri kadar görünür olamayarak ve ezilen kardeşlerimizi yalnız bırakarak sergilediğimiz yanlış vesya eksik tutumun telafisi ancak bu şekilde olacaktır.



























güzel bir yazı ve meseleyi özetler mahiyette… elbette bazı çekinceler olacaktır bu tür konuları tartışırken ve muhtemel eleştiriler. bunları yoksaymadan ama haksız ya da yersiz çıkaracak pratikler de sergilenebilmeli. müslümanlar da kendi alternatiflerini ortaya koyabilmeli. milyarlarca insanın ezilip sömürüldüğü bir dünyada bizim de söyleyecek bir sözümüz mutlaka olmalı.
biraz gürültü yapmalı!