Özgür Açılım

   

Maden İşçilerinin Trajedisi ve Biz

13 Aralık 2009 23:13 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 165

11 Aralık 2009 tarihinde Bursa ‘nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki özel bir maden ocağı işletmesinde 19 maden işçisinin göçük altında kalarak hayatlarını kaybetmeleriyle birlikte bir kez daha maden işçilerinin yaşamış oldukları trajedi ve sermayenin bu anlamdaki sömürüsü gündemde. Ülkemizde yıllardır ihmalkarlık ve sermaye hırsından ötürü maden işçileri ölüme sürüklenmektedir öyle ki 1955 ten bu yana resmi rakamlara göre 326312 işçi yaralanırken 2687  (tabi bunlar resmi rakamlar!) işçi de hayatını kaybetmiştir. Peki bu acımasız sömürü ve işçilerin hayatlarını yitirmeleri her zaman ki gibi sadece bir kader olarak kabul edilip üzeri örtülecek ve bir sonraki grizu patlamasına kadar da unutulacak mı? Sermayenin kontrolündeki düzende maalesef ki bu acı ve sömürü basit bir iş kazası olarak anılacak ve bir başka toplu cinayete kadar da hatırlanmayacak bile.

Maden ocağı gerçeğine işçiler gözünden bakınca işte şöyle bir manzarayla karşılaşırız:

Emekli maden işçisi Kadir Tuncer, “ Maden işçileri İlk çağları andıran koşullarda çalışıyorlar. Tıpkı, Amerika’da madenlerde çalıştırılan kız ve erkek çocukları gibi, hiçbir farkı yok” diye tabir ediyor kör ocaklarda yaşananları. Tuncer, 1992′de 267 madencinin yaşamanı yitirdiği büyük facianın ardından, Devamını Oku »

Acziyetin Azlettiği Mana

11 Aralık 2009 22:04 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 111

Selman Demirci

Hislerim sarih, kelimelerim melal. Hep aynı sızıyı duyuyorum. Kim çaldı kelimelerimden yine. Bak yine anlatamıyorum. Allah’ım neden hükmedemiyorum kelama? Ma’lül sözlerim sözcüklerim. Teklifsiz cümlelerim. Bedihi manalara gebeyim İçinde mahsur kaldım çatlamalı kabuğum. Heybeme sığmıyor hayallerim. Kudretinden emin bir arslan kadar zavallıyım, koparılmış bir çiçek kadar özgür. Ellerimde kelepçe, mürekkebim kandan, kalemim müstakbel bir “ney”in anavatanından, ağulu nağmelere hamil, rakik dokunuşlara teşne, nazenin bir kamış. Yazmaya ne kadar da hazırım. Destursuz bismilsiz olmamalı sözlerim, kusursuz ve misilsiz olmalı. Bugüne kadar, hakikat namına ne biriktirmişsem azar azar, dökmeliyim ortaya. Kırıp dökmeden evirip çevirmeden haykırmalıyım artık, tedrici bir tekamül seyriyle büyüttüğüm ne varsa hak adına. Çağın tefessüh etmiş marazi zihniyetine tükürmeliyim, kendine getirici bir ağız dolusu hakikat!”Çilesiz suratlara tüküresim geliyor” Ya inananın mübarek ağzından çıkacak tükrüğü bile hak etmeyenlere ne yapmalı?” Acırım tükrüğe billahi tükürsem yüzüne”. . .
Devamını Oku »

“Hangi insan hakları?”

10 Aralık 2009 11:16 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 107

DÜNYADAN HAK(SIZLIK) MANZARALARI

DOCUMENTARIST – İstanbul Belgesel Günleri, yıl içine yaydığı etkinlikler dizisine yeni bir sayfa ekliyor: “Hangi İnsan Hakları?”… İnsan hakları konusunu, hem ülkemizden hem de dünyanın pek çok köşesinden bu alanda çarpıcı deneyimler aktaran filmlerle gündeme taşımayı amaçlayan DOCUMENTARIST, 10 Aralık İnsan Hakları Günü ve İnsan Hakları Haftası dolayısıyla 14-17 Aralık 2009 tarihlerinde, festivallerde epey ses getirmiş filmlerden oluşan bir belgesel haftası düzenliyor. “Hangi İnsan Hakları?” başlıklı bu yılki etkinliğin ana teması ise “cezaevleri” olarak belirlendi.

Dünyada pek çok ülke ve şehirde düzenlenen ‘insan hakları film festivali’ geleneğine uygun olarak, mini bir festival boyutunda tasarlanan etkinlikte, birbirinden önemli bir düzine belgesel gösterilecek. İnsan hakları temelli sorunlar içinde en kronikleşmiş alanı oluşturan cezaevlerinin, gözden ırak tutulduğu ve gündemden dışlanarak giderek görünmez kılındığı gerçeğinden hareketle, program daha çok bu konuya odaklanan Türkiye’de daha önce gösterilmemiş filmlerden oluşturuldu.

Devamını Oku »

Sömürü Değil İnsanca Yaşam İçin GDO’suz Bir Dünya

07 Aralık 2009 12:38 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 278

Cartegena Biyogüvenlik Protokolü’nü Meclisinde kabul eden Türkiye, Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nı çıkarmak yerine bir yönetmelikle GDO’ların ve ürünlerinin ülkemize girmesini izin vermiştir.

26 Ekim 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliğin insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması amacıyla hazırlandığı belirtilmesine karşın, getirilen düzenleme bunları sağlamaktan çok uzaktır.

GDO’lu tohumların üstün özellikleri olduğu, tarım ilaçlarının kullanımını azalttığı yönünde propagandalar yapılmaktadır. Gerçek ise böyle değildir. GDO’lu bitkilerin alan olarak % 85’inin herbisite (ot öldürücü ilaç) dayanıklılık gösterdiği GDO yandaşı şirket ve çevrelerce açıklanmaktadır. GDO’lu tohumu üreten firmalar aynı zamanda herbisiti de üretmektedir. Tohumunu sattığı çeşit herbisitten az zarar görmektedir. Çiftçi de rahatlıkla korkmadan herbisiti kullanabileceğini düşünmektedir. GDO’lu tohumların ekildiği ABD, Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerde herbisit kullanımının roket gibi yükseldiği biliniyor. ABD Tarım Bakanlığı bu artışı açıklamaktadır. GDO efsanesinin ne kadar yanlış olduğu ve ilaç kullanımının azalmak şöyle dursun arttığı açıktır. Bu ilaç; atan çiftçiye, yer altı sularına ve hayvanlara zarar vermektedir. Pahalı GDO’lu tohum ve herbisit bedelleri aynı şirketlerin cebine akmakta, çiftçiyi fakirleştirmektedir. Bu ülkelerde işçi ve çevre sağlığını düşünmeyen dev tarım işletmeleri ot mücadelesinde emek tasarrufu yaparak, kâr sağladığını düşünmektedirler. Ülkemizde en büyük tarım işletmesinin bile GDO’lardan çıkarı olmayacaktır.
Devamını Oku »

Yağmur Ağacı

06 Aralık 2009 01:03 mehmet ali basaran Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 123

Samimiyet tek bayrak, yeryüzü tek vatan, çocukluk tek millettir bize.

Hiçbir ülkenin vatandaşları değil kendi ülkümüzün yoldaşlarıyız.

Yoldaş, ‘gel gidelim’ deyince, işi gücü, oyun ve oyalanmayı bırakıp soluğu tiyatronun önünde aldık. ‘İki bilet lütfen’ dediğimizde gişeci teyze bizi taciz etti. Ama bu çocuk oyunuymuş! İçeri girerken biletleri uzattığımız görevli amca da bize ayıp etti. Yanlış olmasınmış, bu çocuk oyunuymuş!.. Canımızı sıkmaya yetmediler ama sormadan da edemedik: ne bu ayrımcılık, siz çocuklara cüsselerine, boylarına poslarına göre mi muamele ediyorsunuz! Ne yani, biz de tam olarak çocuğuz. Bakın, biletlerimizde de yazıyor zaten: Çocuk_Tam_2, 00TL

9 çocuk 17 ebeveyn ile oyun başlamadan yerlerimizi aldık. Oyuncularsa, bizdeki rahatlığı görüp, ne kadar hoşgörülü olabileceğimizi anladıklarından, ‘başlarız canım, acelesi ne’ gibilerinden, beklenmedik bir ‘samimiyetle’ kuliste laflıyorlardı ki, yarım saat sonra oynayası gelenler sahnede geldiler ve macera başladı.
Devamını Oku »

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    EA4EA5EA6EA1EA1EA1semih kaplanoğlu----semih kaplanoğlu--semih kaplanoğlu-semih kaplanoğlu54