Özgür Açılım Platformu

   

Çay, tespih ve bir ihtimal

28 Ekim 2009 18:52 mehmet ali basaran Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 154

uzak ihtimalHer zaman değil ancak bir şiir gösterime girdiğinde sinemaya gitmeli.

Uzak İhtimal, Mahmut Fazıl Coşkun yönetmenliğindeki ekibin ilk filmi. İlk’te mazur görülmesi beklenen belirgin bir eksik aksak barındırmayan, pırıl pırıl akan bir film.

Kilisede doğmuş, annesiz ve babasız büyümüş, rahibe olacak bir genç kız, adı Clara. İstanbul’a yeni gelip ona kapı komşusu olmuş genç bir müezzin, adı Musa. Mabetleri, evleri ve kalpleri yakında ama birliktelikleri uzakta iki insan. Film uzakların yakın olması için adımlanan fakat pek kat edilemeyen mesafe üzerine. Bu mesafe hikayesine filmin ortasında, yaşlı bir sahaf olan esrarengiz adam Yakup da katılır. Birbirine bağlanmış üç hayat vardır ortada, çözümsüz kalmış bir soru/n.. Giriş ve gelişmeden sonra bir çıkış bekliyor seyirci ama nafile; son yerine çıkışsızlık yazıyor bu filmde.

Türk filmlerindeki genel temayülün aksine, imam ve müezzin, bayağı değil olduğu gibi görülmüş. Bu bakış açısı filmin tamamına hakim. Gerçekliği yırtan, zorlayan, aşan herhangi bir unsur yok. Yine aynı şekilde, polisli sahneler de gerçeğe sadakat ile yansıtılmış. Polis, masumiyet karinesi nedir bilmemek, yetki aşımı.. Adı Musa olan İmam hatipli, suçsuz bir genci tokatlayan polisin neyi sembolize ettiği ayrı bir konu değil! Neyse ki polis de değişime tabii tutuluyor veya değişiyor artık.
Devamını Oku »

Açılım’ın Önünden Açılın

28 Ekim 2009 18:25 mehmet ali basaran Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 82

Açılım’ı mefhum-u muhalifinden okumaya çalışsak nasıl olur!

Devlet tarafından da kabul edildi demektir kapalılık ki açılım’a sıra geldi.

Biraz garip değil mi; 80 sene sonra bir anda fark ettik ki Kürt diye bir canlı türü var! Onlar da insan. Kendilerine has, farklı bir (ana) dilleri var. Türkiye’de (de) yaşıyorlar. Üstelik nüfusun yüzde yirmisini oluşturuyorlar. Onlar da Türkler gibi vatandaşlar ve artık Türkler kadar – Türklerle eşit- haklara sahip olmalılar.

İşte buna açılım diyoruz. Hayırlı olsun!

İyi de neydi kapalı olan, nedir yavaş yavaş açılan?

Ayıptır söylemesi insan’ın en doğal haklarıydı kapalı olan.

İnsanın doğuştan getirdiği, vazgeçilmez, devredilmez haklarıydı.

Tanrı’nın insan’a bahşettiği nimetlerdi kapatılan.

Doğa kanunuydu; rüzgarın esmesi, yağmurun yağması, çiçeklerin açmasıydı kapatılmaya çalışılan.

Elbette kapatılamazdı, ancak yok sayılabilirdi bir süre, hepsi bu kadar.
Devamını Oku »

Sanal Alem Çok Alem!

28 Ekim 2009 18:10 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 110

Başlıktan da anlaşılacağı gibi yazımız sanal alem üzerine olacaktır. İnternet kullanımının arttığı günümüzde internet yayıncılığını, süreli yayınlardan dergilerle karşılaştırmaya çalışacağız. Daha sonra dergilerde varolan eleştiri mekanizması ile sanal alem üzerinden yürütülen yorum-eleştiri ağını incelemeye çalışacağız.

İnternet öncesinde süreli yayınlar günümüzde olduğundan daha fazla rağbet görmekteydi. Günlük gazeteler daha ziyade güncel haberlerle alakalı iken, gündeme dair söz söyleyen dergiler ise kültürel konulara da ağırlık veriyordu (günümüzde de böyle). Bu tür dergiler fikir ve kültür hayatının sürdürülmesine büyük katkı sağlamaktaydı. Bu yayınlar deneme, makale, inceleme, araştırma, eleştiri vb. yazılardan ve belirli konulara yönelik derlemelerden beslenmekteydi. Ayrıca süreli yayınlar okuyucuya hitabeden medya iletişim araçlarının başında geliyordu. Fakat süreli yayınlarda eleştiri mekanizması günümüzde sanal alemde olduğundan farklı işliyordu. Örneğin dergilerdeki yazılarla ilgili düşünceler ve yorumların yayımlanması, sayfa sayısının yetersiz olması gibi bir takım teknik imkansızlıklardan dolayı mümkün olmuyordu. Fakat bu durum, dergilerde eleştiri mekanizmasının varolmadığı anlamına da gelmiyordu. Eleştirinin yerinde olmasına dikkat edilmesi ve üslubuna itibar edilmesi, bu eleştiriyi- dergi yayıncılığının çizgisine uygunluğu esas alınarak- bir sonraki sayıda yazı olarak yayınlatmaktaydı. İnternet ise bünyesinde teknik bir takım avantajları barındırmaktadır. İnternet yayıncılığı verilen emekle sınırlı olmakla birlikte, günde bir dergiye eşit içerikte olabilen bir hız ve kolaylıklar dünyasına sahiptir. İnternet yayıncılığını maliyet, ulaşılabilirlik ve yaygınlık gerçeği ve de avantajlarıyla düşündüğümüzde süreli yayının yerini alabilen bir sürekli yayından bahsedebiliriz.
Devamını Oku »

Albert Camus ve Düşündürdükleri…

28 Ekim 2009 17:14 ozgur acilim Yorum Ekle yazdır yazdır Görüntülenme: 119

İkinci Dünya Savaşıyla birlikte Kıta Avrupa’sında şehirler harap ve bitap insanlar ise sakat kaladururken tüm çehrelerde aynı sorunun okunadurduğu gözlemlenmekteydi. Bu soru tüm bu keşmekeşin ortasında çaresiz bir halde yaşantısını devam ettirmeye çalışan Avrupalı insanın artık sürekli ama sürekli olarak soracağı ve ısrarla cevabını arayacağı ‘bu hal neyin nesi’ sorusundan başkası değildi.

Modernite macerası yani batılı beyaz adamın yeryüzünde cennet yaratma arzusu nih ayetinde başarısızlıkla sonuçlanıyor ve geride kaos, bunalım ve yozlaşı içerisindeki fertlerle enkaz yığını şehirler bırakıyordu. Mutluluk peşinde olarak hayatlarını sürdürebilme gayreti içerisindeki insanlar nihayetinde mutluluğa kavuşamıyor bilakis her şeye elveda diyerek intihara sürükleniyorlardı. Bu çelişkiler ve felaketler elbette ki toplumsal yaşamın bir vicdanı ve şahidi olan edebiyata da yansıyordu. Öyle ki S. Zweig Avrupa kültür ve medeniyeti çökmüştür inancıyla eşi ile birlikte intihar ederek geride ölüm ve ıstırap yüklü eserler bırakadururken Sartre Antona Mahpusları, Duvar, Bunaltı,Bekleyiş ve Tükeniş gibi eserlerinde tüm bu yaşanan trajedileri, hesaplaşmaları sorgulamaları dile getirmeye çalışır. Milan Kundera ve Romain Gary de savaş sonrası bu sefih dönemi iç hesaplaşmalarla anlatmaya çalışadururken aslen Cezayirli olan Albert Camus ise düşün dünyasına yabancılaşma, varoluş ekseninde eserler kazandırır ve bu eserlerle birlikte yepyeni bir düşünce tarzı da söz konusuydu ki bu hayatı anlamsız ve bir boşluk olarak gören absürd felsefesiydi.
Devamını Oku »

Tolstoy’un Ardından Dirilişe

28 Ekim 2009 16:32 ozgur acilim 1 yorum var. yazdır yazdır Görüntülenme: 119

‘Kötüyü değil kötülüğü yok etmeli, iyi insanlar ancak böyle çoğalır. Tutuşturan elle değil, kıvılcımla mücadele etmeli. İyilik istiyorsak eğer dünyada ateşi kıvılcımken söndürmeli…’

Çağları derin bir bilgelik ve insanlık kokan çığlığıyla delen Tolstoy, dünya edebiyatının şüphesiz ki Balzac ve Dostoyevski ile birlikte önde gelen isimlerindendir. O, öyle bir bilge ki kimi satırlarında derin bir diriliş muştusuna kimi satırlarında aşkın yakıcı ateşine kapılır yürek…

Birbirinden değerli her bir eserinde öze doğru bir yolculuğa çıkar insan, her türlü yalana hilekarlığa ve aşağılık hırslara kati bir hayırla…ve öze doğru yolculuğun yılmaz bu yolcusu her defasında sevgiyle anar bu büyük bilgeyi… Nehludov olur adeta insan ve artık kandırmak sömürmek aldatmak yok diyerek yepyeni bir umut ve dirilişle Katya’ nın ardından sürüklenedurur ta Sibiryalara…ve bu çetin ve yorucu yolda aranan hayatın evet bu kimi zaman çekilmez kimi zamanda sevinç yüklü hayatın anlamıydı derin bir iç savaşla birlikte …

Yalan ölümün arifesinde çevresini kaplayan bu yalan; korkunç, muhteşem ölüm olayını ziyaretleriyle örtmeye çalışarak yenmeye hazırlanan mersin balıkları düzeyini indirdikleri bu yalan, İvan İlyiç için son derece acı vericiydi. İşin tuhafı çevresindekiler ona bu hokkabazlıkları yaparken kaç kez, ‘bırakın şu yalanları! Ölmekte olduğumu siz de biliyorsunuz ben de biliyorum. Yalan söylemekten vazgeçin bari diye!’ diye bağıracak gibi oluyordu.. ölüme yaklaşan ivanlara seslenir büyük bilge, ivan ilyiç’in ölüm karşısıdaki acziyetini ve onun etrafında şekillenen yalanlar yumağını harika bir şekilde betimleyerek…her şey ama her şeyin geride kalacağı o gün, sevgi de nefret de dostluk da artık çok ama çok geridedir ve insanın göz açıp kapayıncaya kadar dediği ömür, yaratıcıyla bir başka ilişki tarzı olan yepyeni bir yolculukla nihayete erer…
Devamını Oku »

BİZİ TAKİP EDİN

Hakkımızda

Özgür Açılım Platformu İstanbul Bilgi Üniversitesinde, doğru bilgi: özgür açılım sloganı ile hassasiyet ve ilgi alanı birbiriyle kesişen bir grup genç tarafından kurulmuş bir kulüp. Kamuoyunun temas etmediği alanlara değinen Özgür Açılım Platformu düzene uygun olmayan kafaların ötekileştirilmesine; etnik, dini, coğrafi ve kültürel farklılıkların öcüleştirilmesine karşı kurulmuş, bilgiye, adalete ve özgürlüğe doğru açılımlarda bulunma iddiasında.

Twitter

    Fotoğraflar

    DSC_0768DSC_0715DSC_0846DSC_0873c1DSC_0174DSC_0124DSC_0085DSC_0147DSC_0186DSC_0156DSC_0169