Sade(ce) Yaşam

Eki 31, 2009 by

Yazan: Zeynep Pekiner

Duvarın kenarından izlemekteyim tek gözümle az ileride olanları. Ve o tek gözümün gördüğü, az kişinin görmeye cesaret ettiği, çok az kişinin de söylemeye cesaret edebildiği bir şeyi anlatacağım size. Kalabalık caddeler. Lüks restoranlar. İndirimler. Şok kampanyalar! Ve iştahla bunlara girip çıkan insanlar! Hatta insanı mal yerine koyup kandırmaları yok mu?.. Adam gibi yapıştırmaz etiketi nedir 4.99 ytl’dir! Hımm 5 ytl’den daha ucuz! Hadi oradan!

Kafa bulandıran bir o kadar da mide bulandıran medya! Şaşırıyorum… ‘Tüketim çılgınlığı’ başlığı altında birçok yazı okumuşsunuzdur dergilerde. Çoğu da samimiyetsiz kişilerin yazdığı, büyük puntolarla önemsenmesi gerek havasını veren (ki o yazıyı kaleme alanın bile teneffüs edemediği bir hava), lakin o yazıyı yazarken süpermarketteki indirim günü dolayısıyla ağzına kadar doldurduğu poşetlerle ekonomik alışveriş yaptığını zanneden budalalardır birçoğu. Bu tip yazılarda ben hiç ‘tüketme, değiştir’ yazısına da rastlamış değilim. Ya da vardır da bunlar büyük puntolarla basılmaya cesaret edilemiyordur. Eh dergi arkasında sponsor olan X firmasının patronu reklam desteğini keser sonra maazallah! Tüketme ama tüket gibi saçma bir ironi vardır bunlarda(sözüm ona ki samimiyetsiz yazarlardır) Ah şu kendini ‘çağdaş’ olarak niteleyen insanların çılgınlığı! İhtiyacını karşılayana kadar değil de doyana kadar yemek yer insanlar. Tokluk yorgunluktur. Ama kaç kişi yorgun olduğunun farkındadır? Ne zaman öleceğini bilmeyen, ortalama en fazla 70-80 yıl ömürlü şu insanoğlunun daha çok para kazanma telaşı ne kadar da anlamsızdır.

Çok manidar bir hikayeyle alıntı yapacağım tam burada; “15 yaşlarında bir genç, her sabah erkenden göl kenarına gelir, birkaç balık tutar ve gider. Bu, zengin bir tüccarın dikkatini çeker ve birgün yanına gider der: ’Evlat, neden daha fazla balık tutup satmıyorsun? Hem sonrasında elde edeceğin karları biriktirip balıkçı dükkanı açarsın’ der. Genç, ‘ya sonra?’ der umarsızca. Ve tüccar, yaşlı bilgiç küstahlığıyla devam eder: ’Eh sonra da iyi yatırım yaparsın, şirketin olur, hatta patron olursun. 60 yaşlarında da emekli olursun hayatını yaşarsın’ Genç, alaycı bir gülümsemeyle acıyarak bu hırs kölesi tüccara bakar ve der : ‘Ben zaten hayatımı yaşıyorum.” Bende soruyorum: “KAÇIMIZ HAYATIMIZI YAŞIYORUZ”

Farkında mıyız, aslında hiç doymadığımızın? İcatlarımız dikkatimizi önemli konulardan saptıran cici oyuncaklar gibiler! Somali’de 1992 yılında açlık yüzünden nüfusun % 25’i ölmüştü. Afrika kıtası hep ‘acı çeken kıta, yoksul kıta’ gibi duygusal terimlerle anılmıştır. Peki Avrupa deyince veya Anglo-Amerika deyince ‘acı çektiren kıta, sömüren kıta, soykırım yapan kıta’ diye mi tanımlıyoruz yoksa ‘ilericilik, modern, uygar’ kelimeleriyle katili idol mü yapıyoruz? İlkel diye Avrupalıların aşağıladığı birçok Afrikalı kabilenin, bu beyaz ilerici katiller vatanlarını istila etmeden önce şu anki kadar yoksul olmadıkları muhakkaktır. Nijerlilerin nasibini alamadığı petrol kuyularından tanker tanker batıya taşınan bu madenin hesabı sorulmazken, Avrupalıların uyuşturucu madde ticareti dolayısıyla Afrika’ya bok atması ne kadar vicdanidir?

Günümüzde hiç görülmemiş sağlık sorunlarının baş göstermesi, laboratuvar ortamında üretilen hastalıkların(ki günümüzde kuş gribi, domuz gribi gibi) aniden ortaya çıkması, insanları yeteri kadar endişelendirmek ve sonrasında piyasaya ilaçların sürülmesi ve ilaç sektörünün yaşam üzerinde egemen diktatörlüğü! Savaşlar… Hiç bitmeyen savaşlar… Tamamen yoksul ülkeleri hedef almış rant politikaları. Bütün bunları Avrupa kıtası ve Amerika’yla hangi farkındalık sahibi azınlık anmakta? Ve yadsınamaz bir gerçektir ki bu insanları en iyi ‘sade yaşamla boykot edebiliriz! İlkel çağlarda insan yaşamını aşağılayanlar kendilerini çağdaş olarak betimler. Çağdaşlık tabakta çatal bıçakla yemek yemenin ötesinde bir yaşam felsefesidir. Her şeyiyle aşağılık bir yaşam biçimidir. İlkel çağlarda insanlar toplayıcılıkla geçinirken bunlardan daha üstün insanlardı. Çünkü hiçbir şeyin kölesi değillerdi. Özgürlük sığ ideolojilerin manifestosunda da hapsolmamıştı. Ve hatta özgürlük kelimesi günümüzde olduğu kadar hiç o zaman tutsak olmamıştı! Yeteri kadar yemek, mekana bağlanmamak. Eski zamanlarda temel ihtiyaç gereği, üşümemek için hayvanları öldürüp kürkünü giyilirken, bu çağdaş katillerin ticari amaçlı hayvan katlini ve kürkünü milyon dolarla sahiplenme lüksünü vicdanen kabul etmek mümkün değildir.

bır zamanlar özgürdü insan onu aldı.

İlkel çağlardaki insan yaşamının sadelik ve yalınlığı kişilerin durağan bir yaşam sürmesini ama en azından doğa ile iç içe kalmasını sağlamıştır. Yemek yiyip uykusunu alan kişi doğada gezintisini sürdürürdü. Bu dünya da insanın barındığı bir tür çadırdı ve onu vadilerden geçerken ovaları aşarken ya da dağ doruklarına tırmanırken görebilirdiniz. Ama maalesef şimdi insanlar oyunlarının oyuncağı olmuşlardır. Şimdi acıktığında meyveleri dilediğince koparan bir çiftçi, bir ağacın altına sığınan da ev sahibi oluveriyor. Artık bir geceliğine kamp kurmuyoruz, dünyaya kazığı çakmış, cenneti unutmuşuz. Lüks içinde yaşamamıza rağmen ilkel insanların bin bir türlü rahatlığıyla karşılaştıracak olursak hepimiz yoksuluz.

Evlerimiz sırtımızda öyle bir yük ki onlara sığınmaktan çok kendimizi onlara hapsetmişiz; ve sakınılması gereken komşular aslında kendi aşağılık nefsimiz. “Sade’ce yaşam… Özgür ruhlu insanlar için ve farkındalık sahipleri için dünya herkesin evidir. Sınır yoktur. Tüm canlıların mülküdür dünya. Toprak doyurur, su ihtiyacını giderir. Sade’ce yaşamak isteyen herkese bunu mümkün kılar doğa. Kim bilir eğer insanlar kendi evlerini kendi elleriyle yapıyor olsalardı ve ailelerinin ve kendilerinin geçimini yeterli olabilecek en sade şekliyle dürüstçe sağlıyor olsaydı, şiirsel yetenek evrensel olarak gelişmiş olacaktı. Çünkü bütün kuşlar her yerde böyle çalışırken şakırlar.” *

*Alıntılar Henry David Thoreau’ya aittir.

Related Posts

Tags

Share This

1 Comment

  1. abdullah bir kul

    vaz geçemedik, aynı iken ayrı olduğumuzu sandık vaz geçemedik farklı bir duruş sergileyemedik.ayrı ike aynı olduk.

Leave a Comment