Sosyal Güvensizlik Ücrasında İşçi Ölümleri
Dün (27 Mayıs 2010) akşam haberlerinde Tuzla Tersanesi’nde yeni bir iş kazası ile ilgili haberler yer alıyordu. Selahattin Arslan Tersanesi’nde kızak kaldırma sırasında, 15 işçinin de yardımına rağmen vincin halatı kopmuştu. Halatın kopması üzerine başına parça isabet eden bir işçi ölmüş ve bir işçi de omzuna gelen parça nedeniyle yaralanmıştı. Dün yaşanan bu kaza ile birlikte tersanelerde yaşamını yitiren işçi sayısının 134’e çıktığı bildirildi. Dün kaldırma işi yapılırken vincin gücü yetmemiş ve 15 işçi de kızağı itmeye çalışmıştı. Bu da kızağın gücünün yetmediği ve her an kopacağı anlamına geliyordu. Ve nihayetinde vincin çekim gücü olan bomu kopup bir kişinin yaralanmasına bir kişinin de ölümüne sebep oldu.
Yine geçtiğimiz hafta Zonguldak’ta 30 maden işçisinin öldüğü benzer bir iş kazası yaşanmıştı. Karadon Ocağı’ndaki patlama 17 Mayıs’ta saat 13.29′da meydana gelmişti. Yerin 540 metre altındaki patlama madene inilen ‘Kafes’ adlı asansöre zarar vermiş ve kafesin denge halatları kopmuştu. Bu nedenle bu yoldan kurtarma çalışmaları yapılamadı. Karadon’da kafesten daha küçük bir servis asansörü daha vardı. Fakat bu asansörle ancak 460 metreye inebiliyordu. Kazadan sonra bu asansörle yeraltına ulaşmaya çalışıldıysa da 460 metreden sonrası yoğun gaz altında olduğundan, başarılamadı. Bu nedenle kurtarma çalışmaları, Karadon’a 2 bin 500 metre uzaklıktaki Gelik Maden Ocağı’ndan yürütüldü. Ancak çalışmalar çok yavaştı. Kazadan ancak 66 saat sonra 30 işçiden 28′inin ölü bedenlerine ulaşıldı… Cesetler ‘kuyu’ denilen asansör hattının yakınlarındaki, galerilerde biriken suların yeryüzüne atılmadan önce biriktirildiği havuzun çevresinde bulundu. Bazı işçiler de kuyu dibi galerilerinin açıldığı alanlardaydı. Yani işçiler göçük altında kalmamış, patlama sonrası oluşan yoğun karbonmonoksit gazından zehirlenmişlerdi. Maskeleri yanlarındaydı. Fakat zaten bu maskelerinin etkisi sadece bir saatti.
Bu benzerliğin asıl sebebinin iş güvenliği tedbirleri alınmaması olduğu neredeyse her duyarlı kişi ve kuruluş tarafından belirtildi. Fakat ne yazık ki, bir dönem tersanelerde artan ölümler sonucunda kamuoyunda ciddi bir tepki ile karşılaşıldığı için belli iş güvenliği tedbirleri alınmasına rağmen, bu tepkiler sonrasında önlemler yine gereksiz masraf olarak görüldüğü için rafa kaldırılmış. Yine maden işçilerinin hayatlarını korumak amacıyla konulan yasalara göre, grizu patlamasının önlenmesi için madenlerde çalışır vaziyette metan gazı ölçme aletlerinin bulunması gerekiyor. Ayrıca maden işçisinin, ayakkabısından baretine, küreğinden kazmasına kadar kullandığı bütün aletlerin anti-grizu olması da şart. Fakat bunun da formalitede kaldığı meydana gelen kazalardan anlaşılıyor. Madencilerin yaşamlarının güvenliği için harcanması gereken miktarın 400 bin lira olduğu ifade ediliyor. Bu miktar ölen kişinin ailesine verilecek miktardan fazla olduğu için de işveren gerekeni yapmıyor.
Bu yüzden Özgür Açılım Platformu olarak, yetkilileri işçi sağlığı ve güvenliği tedbirleri almaya ve mevcut düzenlemeyi değiştirmeye, tüm Müslümanları da konu ile ilgili duyarlı olmaya davet ediyoruz!
Yaşanan ölümler tesadüf veya kader değildir… Tersanelerden, maden ocaklarına, kot taşlama, tarım işçiliğine kadar patronlar ve taşeronlar iş güvenliği tedbirlerini gereksiz masraf olarak görüyorlar. İşçi ölümü iş güvenliğinden daha ucuza mal olduğu sürece, bu insanların güvenliği ikinci planda kalacaktır.
Bizler tevhid ve adaleti yaşamak ve yaşatmak isteyen müslümanlar olarak söylemek isteriz ki; maden işçilerinin katline sebep olanları, tekel işçilerini işsizliğe mahkum edenleri, insanların asgari ücret ücrasında modern köleler olarak yaşamaya mecbur edenleri ve elbette ki yeryüzünün tüm mazlumlarını unutmuyoruz. Ve unutturmayacağız!








Son Yorumlar