
Yazan: Adnan Akan
Şehrin tozlu yollarında yapayalnız bir halde dolaşan ve efendisinin artıklarıyla beslenen Bilal’in gözbebeklerinde okunacak yegâne arzu insanca bir yaşam ve özgürlükten başka ne olabilirdi?
Kızların diri toprağa gömüldüğü kokuşmuş ve çökmüş bir toplumda hayvandan da değersiz bir hüviyetiyle, kendilerine ait olmayan bir evin küçücük odasında hüzünle seyre dururken Sümeyye gökyüzünü o masum bakışların anlamı adalete ve kurtuluşa dair özlemden başka ne olabilirdi?
Zenginliğin şıklığın lüksün ya da fiziksel göz alıcılığın söz konusu ahlaki çöküntüler ve manevi bunalımlar karşısında hiçbir anlam ifade etmediğini bizlere net bir biçimde sergileyen ahlaksızlık kokan şehrin sokaklarında bir umut arayan Mus’ab’ ın her bir adımı, ahlaka ve manevi huzura değil de başka neye olabilirdi?
Samimi ve derin bir sevdaya kadirşinas ve alicenap bir eşe olan hasret, kendisinden onbeş yaş küçük bir gençle evliliğe yönlendirirken Hatice’yi; insanlara olan güvenin sarsıldığı ve sevdanın kirletildiği çağında, kendisini bu elim çağda her an sorular sordurtan ve tertemiz bir hayata dair hayaller kurdurtan, yüreklice bir sevdadan ve samimi bir eşten başka ne olabilirdi?
Dost… Ölümüne değin bir bağlılığın apaçık bir göstergesi olan bu tuhaf ve insanları imrendiren dostluğun sarsılmaz gönül eri Ebubekir’i her şeye, ama her türlü yalana iftiraya rağmen bu dostluktan yıldırmayan sır; samimiyet, içtenlik, dayanışma ve kardeşliğe olan yürekli bir bağlılıktan başka ne olabilirdi?
Devamını Oku »














