Özgür Açılım Platformu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde 06 Haziran Pazar günü gerçekleştirdiği programa yazar, aktivist Yılmaz Çakır’ı konuk ederek gündemi değerlendirdi. Çakır, sözlerine son günlerde çokça tartışılan Fethullah Gülen’in açıklamaları sonucunda ortaya çıkan tartışmalara dikkat çekerek başladı. İşte konuşmanın içeriği;
“Fethullah hoca efendi’nin tepkisi çerçevesinden başlayarak konuya başlayalım. Fetullah Gülen’e ilişkin bir değerlendirme yapmazdan evvel, olayı iyi okumamız gerekiyor. Bir deli bir kuyuya taş atacak olsa, onu kırk akıllı çıkarmak için uğraşmamalıdır. Hele de bu kişi akıllıysa, yüzlerce kişi taşın peşine koşmamalı ve daha dikkatli olmalıdır… Hemen ucuzundan yargılamamalıyız. Ben şahsen, söylenecek her şeye iştirak ediyorum. Bu hoca efendi her seferinde aynı şekilde tepkiler vermektedir. Hatta söylenilenlere ilaveten bir şeyler biz de söyleyebiliriz. Hafızamızı biraz zorladığımızda bu şahsın Körfez Savaşı’da ortaya koyduğu tavrından, Refah Yol hükümetinin kapatılması tavsiyesine, 28 Şubat sürecinde tesettürlü eylemciler için çarşaflıları kastederek “bunlar provakatif şeyler, ajitatif şeyler hatta bayan bile değil, bunlar erkek” demesine kadar bir çok şey bulabiliriz. Fakat ne var ki, tüm bunlara rağmen pimi çekilmiş bomba gibi ya da zembereği boşaltılmış saat gibi hareket etmemek gerekir. Hele de birilerinin bizi pimi çekilmiş bomba gibi gösterme çabaları varsa, biz bu konuda dikkatli olmalıyız ve kendi elimizle bu planın içine girmemeliyiz. Biraz daha soğuk kanlı olmayı önermek, falan şahıs doğru söylüyor anlamına da gelmez. Bir sözün doğru olması yetmez, aynı zamanda o doğru sözün doğru bir ortamda dillendirilmesi de önemlidir. Bu noktada yapılacak her türlü tartışma cepheyi bölmektir. Müslümanlar olarak cepheyi birleştirmek ihtiyacını en fazla hissettiğimiz bir dönemde, üstelik de cephenin ciddi bir dilimine ihtilaf sokacak çalışmalara çabalara hemen atlamamalıyız.
Devamını Oku »
Nicedir gitmek, görmek istediğim Filistinli mültecilerin yaşadığı kampları hayal ediyordum. Yurtlarından ayrılmak durumunda bırakılan bu insanlar nerelerde yaşıyor ve ne yapıyorlardı? Sorularım gün geçtikçe yoğunlaşıyordu. Siyaset Bilimi okumanın yönlendirici bir tarafı vardır. Sizi bir tarafa taraf kılar, siz bir siyasi düşüncenin tarafı olmak zorunda olursunuz. Küçüklükten ümmete taraf olduğumuz için olsa gerek çok zor olmadı bu seçim. Ne var ki, kendi tarafımızı dahi iyi tanımıyorduk daha… Bu da merakımı arttırıyordu. Bir bitiriş projesi seçtim kendime, konusu “Filistinli Mülteciler” olacaktı. Böylece yurtlarından zorla sürgün edilen Filistinlilerin, yolculuk hikâyelerini ve hicret ettikleri topraklarda karşılaştıkları olumlu ve olumsuz olayları en yalın haliyle ifade etmeleri sağlanacak ve biz uzaktakiler de yaşananları bire bir yaşayanlardan duyma imkânı bulacaktık. En nihayetinde de belgesel olacaktı bunun adı… Bu soruları çözmek için bir okul tatilini fırsat bildim. Yakın arkadaşlarım olan Fatma ve Rukiye ile konuştuk ve nihayetinde bu proje üzerinde birlikte çalışmaya karar verdik. Ve yola çıkmak için başladı hazırlıklar… Önce İHH ve Özgür-Der ile istişare ettik, gerekli izinlerin alınması ve ilişkilerin kurulması sağlandı. Sonra biletler ve gün ayarlandı. Kısa süren bir koşuşturmaca sonunda gitmek için hazırdık.












