Varlık üzerine tartışadurulan önemli problemlerin başında şüphesiz ki gerçeklik ve hakikat ilişkisi ve bu ilişki üzerine var olan argümanlar gelmekteler. Öyle ki bir yanda var olan nesneler dünyasını birer tasavvur, algı yada yanılgıdan ibaret olarak tanımlayarak kuru bir anlamda hakikatin peşine düşenler öte yanda ise nesneler dünyasının ardında bir giz,plan, erek yada ayrı bir hakikatin olmadığını idda edenler…dikkat edilirse bu öyle bir çatışma ki kuru bir hakikatin peşinde koşanlar müşahedeyi, yalnızca nesneler dünyası diyenler de gaybı inkar ederek neticede insanlığı kaos ve bunalıma sevketmekteydiler…
Hiç kuşkusuz ki salt kuru hakikat arayışçıları maddi alemin birden fazla manada tezahür eden gerçekliklerini ve gerçekliğin düzeylerini küçümsemekle zihinsel yanılgıya düşmekle beraber çok önemli bir noktayı da yadsımış bulunmaktaydılar. Bu nokta gerçekliğin hakikatle olan ayrılmaz bütünlüğüdür. Gerçeklik, aynı zamanda HAK’la ilişkilidir ve onu var oluş sahnesine çıkaran tarafından da ‘hak’ olarak tanınmaktadır ve yaratılış da şüphesiz ki bu hakkın parçasıdır. Eğer ki gerçeklik olmasaydı en azından halkın büyük bir çoğunluğu ne hakikat ne de HAK hakkında bir bilgi sahibi olamayabilirdi. Bu anlamda H.Z. İbrahim’in evrende rastladığı olaylar üzerindeki akıl yürütmeleri neticesinde hakikate ulaşması üzerinde durulması gereken çok ama çok önemli bir olaydır
Devamını Oku »













