Her şey dahil gerçekler, bütün samimiyetiyle yer alıyor filmde. Köyde, ilk okulda, bir sınıfta, çocuklar etrafında geçiyor İki Dil Bir Bavul.
Olacak iş değil dersin, şayet olay Türkiye’de geçiyorsa sözünü geri alırsın: Olur kardeşim, olmadı; olduğu kadar artık!
Öğretmen olmuş gencecik bir çocuk, ilk görev yerine, uzak mı uzak bir köye gelir, elinde bir bavul. Annesinden ve şehrinden ayrılmıştır. Okula varır, elindeki anahtarlarla okulu açar, kendisini ‘börtü böcek’ karşılar. Su yoktur ama elektrik vardır, kesilmezse. Bu, ‘beklenenden’ de beklenmedik karşılamadan sonra öğretmenimiz, yürek dolusu hevesle öğrencilerini beklemeye başlar. Günler geçer, gelen giden olmaz. Gidip tek tek evlerden toplar öğrencilerini, eğitim öğretim yılını açar, film de zaten orda başlar!
Çocuklar tek kelime Türkçe bilmemekte, öğretmen tek kelime Kürtçe.. Burası fazlasıyla kürt köyüdür, Türk Devleti ve öğretmeninden başka yabancısı da yoktur.
Film bildiğimiz filmlerden değil. Dahası bir film mi yoksa belgesel mi, tam olarak, belli değil. İkisinden harmanlanmış lezzetli bir sos diyelim. Tıpkı Türk ve Kürt, bu ilk büyük işi kotarmış iki gencin yönetmenliği gibi.
Seyretmeyenler adından anlarlar ki iki dil ve dolayısıyla iki dünya var bu sine’masalda. Ancak seyredenler anlayacaklar ki iki dil daha yer alıyor hikayenin altında. Biri iyiliğin evrensel dili diğeri söz konusu zaman ve mekanda ‘kötülüğün’ dili.
Devamını Oku »













