Tek Başına – North Country

Oca 19, 2010 by

Ayşenur Korkmaz

“Güzel bir evde oturuyorsunuz. Yerleri temiz, sıcak suyu olan… Sevgililer gününde çiçekler… Ve güçlüyüm diyorsunuz.
Benim yerime geçin!
Güçlü nedir söyleyin?! Aynı şeyi yaşayın ve güçlü nedir söyleyin!”

1975’te Kuzey Minnesota’daki demir madenleri ilk kadın madencisini işe aldı.1989’a gelindiğinde erkek madenciler hala otuza bir oranında çoğunluktaydı. Gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir.

Kuzey Minnesota 1989

Eşinden şiddet gören Josey iki çocuğu ile birlikte Kuzey Minnesota’ya babasının evine döner. Çocuklarına bakabilmek için babasının çalıştığı Mesabi Demir Madeninde çalışmak ister. Ancak madende çalışmak hiç de kolay değildir. Erkeklerin otuzda bir sayısı kadar bile olmayan kadınlar, hem madeninin hem kadın olmanın ağır yükünü çekmek zorundadırlar.
Kadın madencilere ahlaksız tekliflerin, tacizlerin, iftiraların, haksızlıkların had safhada olduğu erkek egemen bir ortamda bulunmak zordur. Her gün cinsel tacize uğramak, şikâyette bulununca umursanmamak zordur. Erkek madencilerin iftiralarına uğramak, toplumda yuva yıkan kötü kadın muamelesi görmek zordur. Baş kaldırınca itiraz sesleri daha yüksek çıkar. Kadınlara baskılar artar.Oysa Josey için gerçeği duymak istemeyen bir toplumun,davranışlarını onaylamayan bir ailenin,tepki vermeye korkan kadın iş arkadaşlarının baskısı zaten zordur.

Josey yaşadığı tüm zorluklara göğüs gerip, o zamana kadar kimsenin yapamadığını yapar.Mesabi Demir Madeni’nde kadınlara yapılan iğrenç muameleleri göz önüne koymak için dava açar.Ve Amerika ilk kez açılan bu cinsel taciz davasıyla sarsılır.

Günümüzde halen devam etmekte olan kadın sorununa çarpıcı sahneleriyle eşsiz bir şekilde temas eden bu film zaman zaman ‘’bu kadar da olmaz’’ dedirtiyor.Uzun sürede ‘’tek başına’’ başlayıp, emekleyerek büyüyen toplumsal bir hareketin nasıl başarılı olduğunu,önce zulmün sonra başarının sarsıcı etkilerini açıkça gözler önüne seren,ders alınması gereken bir film ‘Tek Başına’.

Related Posts

Tags

Share This

2 Comments

  1. Peki bu film gerçekten de bize birşey katacak mı?Yani demem şu ki, evet “erkek egemen toplumda kadınlar zor durumda” ama bunun bir de filmle dile getirilmesinin anlamı nedir.Sanki birazcık öbürlerinde görülen bu film takıntısına biraz özenilmiş ve aynen bu tür zevatın filmi tanıtırken kullandığı üslup bile taklit edilmiş.Bence önce birşey yapmadan önce bunu yapmam gerekli mi diye düşünmek lazım.Genel geçer görüşlerin baskısına biraz dayanabilsek.Bir genel geçer görüş bastırıyor:”Evet film izlemek ve izlenmesi için tanıtıcı yazılar yazmak entellektüelliğin gereklerindendir”.Hayır arkadaşım, eğer bir düşünce varsa bu yazılarak da ortaya konur film gereksizdir.Somut(burada görsel) şeyler aptallar içindir.Dediğim gibi filmi siz zaten anlatmışsınız.Eğer film mesaj alma amaçlı izlenmez estetik, duygusal haz almak için izlenir derseniz, bir kere estetiği geçelim.Duygusal haz da kimin duygusu, yani biz film izleyerek duygularımızı mı gıdıklayacağız?Ne o yobaz mı geldi söylemlerim?Bence bu meseleyi biraz daha düşünün.Şimdi söyleyeceğimi söylerken çekiniyorum aslında bizim insanımızdan “yobaz” damgası yemekten.Maalesef bu aşamaya geldi yozlaşma.Diyeceğim şu:Diyelim ki bu film gerçekten de kadın sorununu çok çarpıcı bir biçimde dile getiriyor, ve estetik ve duygusallık barındıryor.Peki değer mi benim görmemin yasaklandığı sahneleri(yoksa bile en azından saç da görülmemeli(efendim?bişey olmaz mı?hangi fikirsel gelişimle bu değişimi yaşadınız?fikirsel gelişim değil yozlaşmayla bu değişimi yaşadınız).değer mi benim kadın sorununun farkına “çarpıcı” bir şekilde varmama harama girmem?)

  2. Özgür Yalçın

    İsmail bey bir fikrin görsel ögelerle aktarılması konusunda niye bu kadar sertsiniz. Herkesin yazı yazabilmek gibi bir kabiliyeti olmayabilir. Yönetmenler de bu şekilde ifade ediyorlar kendilerini. Sanatın dallarının çeşitliliği üzmesin sizi. Daha iyi olmasını dileyin. Sonsuz iyi olan Allah’ın Aşkına.

Leave a Comment